ŞEHİRDE NE VAR : İstanbul'un Ritmi
100 fırça darbesi
29 Ocak 2008
Bundan bir zaman önce Emirgan Parkı’ndaki Sarı Köşk’te bir akşam vaktinde tuvaletten çıktığımda, bir adam ortak alandaki mermer çeşmeye çıplak ayaklarını sokmuş abdest alıyordu. Uygunsuzdu. Ama o zamanlar vizyonumuz henüz Büyük Gazeteler ve egoları kendilerinden Büyük Yazarlarının umarsız gündem badanacılıklarıyla desenlenmemiş olacaktı ki, ortak alanımızı ‘medenî’ dünyamızda alışık olmadığımız faaliyetler için kullananlara hep yaptığımız gibi “cık cık” yapıp geçtik. Örnekte belirtilen mermer çeşmeler su şırıltısının estetik katkısı, lavabolarsa el ve yüz yıkamak için dizayn edilmiş olduklarından, aksi kullanımlar istenmedik görüntü, koku ve etkilere yol açıyordu. Bu sebeple umumi pratiğin gerekli kıldığı kodlara riayet ediyor, ortak faydanın sürekliliği için riayet bekliyorduk.
Hepsi o kadardı, o zamanlar, saç taramak hâlâ sağaltıcı bir eylemdi, sağlıklı saçlar için 100 fırça teorisi henüz çürütülmemişti. İşaret parmaklarımızı, mütemadiyen kendi tarafımızdakileri ve ötekileri sayarak, azınlık çoğunluk hesabında kullanmak üzere hep işarette tutmak konusunda kaygısızdık. Bayrak bayramlarda çıkartılırdı ortaya, apartmandaki emekli amcalar tarafından... Bu kadar farklı versiyonu yoktu, bilmem, belki de biz yanılıyorduk. Normun dışındaki davranışları tasvip etmediğimizde, bir meydan okuma tezahürü olarak koşarak örtmene şikâyet etmek aklımıza gelmiyordu. Parmakla göstermek ayıptı o zamanlar; şimdi rağbette. En çok gösterene veriyor olmalılar. Ya da tam tersi. fiimdi müzevir öğrenciler ellerindeki karşıt renkli bayrakları bir ona bir buna tutuşturup ebelediklerinde 10 puan alıyorlar. Biz sözde meydan okuyucular birbirimizden giderek daha çok sakınırken kendimizi, ajite vaziyette kapışıp dururken, onlar o piti piti yapıyorlar.
Bir gün saçlarını fırçalamak isterim, bu kapıştırıcı kalem sahiplerinin, 100 defa... Sağaltıcı etkisine inanıyorum.

Sizin Fikriniz