Filmler

Vizyon filmleri, röportajlar, eleştiriler ve haberler

İstanbul Dizi&Filmleri


Haziran, 2011
Yazar(lar): Seda Pekçelen


Yaşadığımız şehir kendiliğinden bir plato. Sokakta yürürken bir çekimle karşılaşmak, dizi veya film izlerken tanıdık bir mekân görmek gündelik şeyler bizim için. Eski ve yeni yapımlarda şehrin izini sürdük.

DİZİLER

Perihan Abla
1986-1988 yılları arasında TRT'de yayınlanmış olan ‘Perihan Abla’ dizisinin Türkiye'de dizi kültürünü başlattığını söylesek yanlış olmaz. Perran Kutman ve Şevket Altuğ’nun başrollerde olduğu dizide iki kardeşine bakmak zorunda olan Perihan Abla ve onu deliler gibi seven Şakir'in öyküsü anlatılıyordu. Ayrıca Perihan Abla ile aynı mahallede yaşayanların öykülerine de yer veriliyordu. ‘Perihan Abla’nın çoğu sahnesi Kuzguncuk’taki Üryanizade Sokak’ta çekiliyordu. Çok güzel mimariye sahip binaların bulunduğu bu sokak, Kuzguncuk Parkı’ndan aşağı doğru inerken sağ tarafta bulunuyor. Kuzguncuk’un en harika sokağı gerçekten. İsmini II. Abdülhamit döneminde 1878-1889 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin şeyhülislamlığını yapmış Üryanizade Ahmet Esad Efendi’den alıyor. ‘Perihan Abla’ dizisiyle birlikte Kuzguncuk dizi setleri tarafından oldukça rağbet görmeye başladı, adeta bir plato halini aldı; hatta ‘Ekmek Teknesi’ adlı dizi de ‘Perihan Abla’nın çekildiği bölgede çekildi. Bu arada Üryanizade Sokak ile ilgili enteresan bir bilgiyi paylaşmadan, unutanların hafızasını tazelemeden geçemeyeceğiz. Zamanında ‘Perihan Abla’nın rağbet görmesiyle, Kuzguncuk’un ileri gelenleri bu sokağın adını ‘Perihan Abla Sokak’ olarak değiştirmek istemişlerdi. Ancak bu sokakta oturan kişiler bu isim değişikliğine şiddetle karşı çıkmışlardı. Tartışmalar sonucunda paralel sokağın adı ‘Perihan Abla Sokak’ olarak değiştirildi. Bugün hâlâ bu isimle kayıtlı.

 

Şehnaz Tango
90’ların kült dizilerinden biriydi ‘Şehnaz Tango’. O yılların en muazzam dizilerinden biri olan ‘Şehnaz Tango’ Nejat İşler’i uzun saçlı haliyle ilk tanıdığımız dizidir aynı zamanda. Dizinin ana karakterlerinden Erdal Özyağcılar’ın ete kemiğe büründürdüğü sorumsuz ama romantik adam Muhsin, Papirüs adlı barın müdavimiydi hatırlarsanız. Her akşam burada kafayı çekmeden edemezdi. Aslında barın sahibi olan Muhsin daha sonra burayı Selda adlı karaktere satmak zorunda kalmıştı. Selda da Muhsin’e aşık olmuştu. Bahsi geçen bu bar gerçekten Papirüs adını taşıyordu ancak uzun bir süre önce kepenklerini indirdi. Artık aynı yerde, yani Erman Han’da Baron Şarapçılık var.

Baron Şarapçılık
(0212) 244 57 35 Gazeteci Erol Dernek Sokak Erman Han 5, Beyoğlu

 

Süper Baba
‘Süper Baba’ deyince, jenerik müziğini hatırladıkça, hâlâ tüylerimiz diken diken oluyor ne yalan söyleyelim. Bu diziyi izlerken ne kadar çok ağladığımız, diziden bazı sahneler ve karakterler hâlâ çok net aklımızda. 1993-1997 yılları arasında yayınlanmıştı ‘Süper Baba’. Sonra pek çok kez tekrarı da verildi, sıkılmadan tekrar tekrar izleyenlerdeniz biz de. Dizide ana karakter Fiko’nun ve ailesinin yaşadıklarına, Fiko’nun başına gelen talihsizliklere, aşklara tanık oluyorduk. Tüm bu olaylar Çengelköy’de geçiyordu. Çengelköy esnafı, yani fırın, manav, eczane (Fiko’nun büyük aşkı İpek’e aitti burası), beyaz eşya bayii (bir dönem Fiko burada çalışmıştı) ve tabii  Fiko’nun en yakın dostu olan Nihat’ın denize nazır kahvesi. Bu kahvede pek çok kavga yaşandı, muhabbetler edildi, dertleşildi; kısaca dizideki olayların büyük bir kısmının geçtiği bir yerdi. Bugün bu kahve pek çoklarınca ‘Nihat’In Kahvesi’ olarak anılsa da gerçek adı Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi. Aslında bu çay bahçesinin geçmişi ‘Süper Baba’ sayesinde ünlenmesinden çok önceye dayanıyor. 1968’den bu yana bugün çay bahçesinin bulunduğu yerde bir kahve varmış. Çengelköy Çınaraltı Kahvesi adlı bu mekân adını tabii ki gölgesinde kurulduğu yaşı 800’e yakın olan tarihi çınar ağacından alıyor. Bugün Çınaraltı Aile Çay Bahçesi’nde kahvaltı tabağı 8 TL, menemen 7 TL, küçük çay 1,5 TL, kahve 3,5 TL. Hemen bitişiğindeki fırından poğaça vs. alıp burada tüketmenizin de mahsuru yok. Şehrin her yönünden müşteri çeken bu çay bahçesinin facebook’ta hayran sayfası bile var. Herhangi bir çay bahçesi değil burası. Çengelköy’e gidip, semtin mahalle havasını tadabilir sonra da Çınaraltı’nda soluklanabilirsiniz. Alın size ideal bir pazar günü programı.

Çınaraltı Aile Çay Bahçesi
(0216) 422 10 36 Çengelköy Caddesi Çınarlı Camii Sokak 4, Üsküdar  www.cengelkoycinaralti.com

 

Yaprak Dökümü
2006-2010 yılları arasında yayınlanmış olan ve uzadıkça uzayan senaryosuyla illallah dedirten Reşat Nuri Güntekin uyarlaması ‘Yaprak Dökümü’nün çekimleri Beylerbeyi Yokuşu’nda bulunan Lazın Köşkü’nde gerçekleşmişti. Sırf bu diziler de değil, köşkün sahibi İzzet Tuzcuoğlu Lazın Köşkü’nü uzun yıllardır dizilere ve filmlere kiralıyor. ‘Gırgıriye’, ‘Darbukatör Baryam’, ‘Güler Misin Ağlar Mısın?’, ‘Çemberimde Gül Oya’ da burada çekilmiş. Haliyle özellikle dizilerin yayınlandığı dönemlerde Lazın Köşkü dizinin sıkı takipçilerinin uğrak yeri olmuştu. Lazın Konağı’nı dizilere kiraya veren konağın sahibi İzzet Tuzcuoğlu’ndan başkası değildi. Özellikle ‘Yaprak Dökümü’ zamanında buraya akın akın ziyaretçi geliyormuş. Hatta gurbetçi tayfadan bile toplanıp gelen varmış. Aldığımız duyumlara göre, İzzet Tuzcuoğlu’na gelip “Ali Rıza Bey nasıl?” (Ali Rıza Bey, ‘Yaprak Dökümü’ndeki baba karakteri) diye soranlar bile varmış. Bu da Türk insanında sıkça rastladığımız dizileri gerçek hayatla karıştırmanın muazzam bir örneği.

 

Bizimkiler
Bu dizinin çocukluğunu 90’larda yaşamış herkesin kişisel tarihinde büyük yer ettiğine eminiz. Türk televizyonlarında ‘en uzun süren dizi’ unvanı da tabii ki ‘Bizimkiler’e ait. 1989-2002 yılları arasında, yani tam 13 sene boyunca yayında kaldı dizi. Biz de kelimenin tam anlamıyla bu diziyle büyüdük. Öyle ki çok fazla kanal olmadığı dönemde pazar gecelerinin bir numaralı ritüellerinden biriydi ‘Bizimkiler’ izlemek, akabinde başlayan ‘Parliament Pazar Gecesi Sineması’ (Linda Ronstad’ın ‘All My Life’ şarkısı şu an kulağınıza gelmiş olmalı) ile birlikte. ‘Bizimkiler’ Cemil Bey, Sabri Bey, Tak Tak Sedat, Kapıcı Cafer gibi karakterleriyle olsun, bu karakterlere ait unutulmaz repliklerle olsun (“internetten cızzz”, “tutarım zabtı”), sürekli benzer olayların gerçekleşmesi ve aynı dialogların havada uçmasıyla olsun gerçekten unutulmaz. Dizide olaylar genellikle bir apartmanda geçiyordu. Bu meşhur apartman Kozyatağı Mahallesi’ndeki Marmara Caddesi’nde bulunan Şale Apartman. Hâlâ yerli yerinde duruyor ve önünden geçenleri bir an duraklatıp “Aaaa” dedirtiyor.

 

Melekler Korusun
2009-2010 yıllarında yayınlanan dizinin başrollerinde Hümeyra, Özge Özpirinçci, Selin Şekerci, Rojda Demirer gibi isimler oynuyordu. Bu dizinin çekimlerinin büyük çoğunluğu Kadıköy’ün Yeldeğirmeni semtinde bulunan meşhur, yaşı 100’ü aşkın olan İtalyan Apartmanı’nda (Valpreda Apartmanı olarak ad bilinir) gerçekleşiyordu. Daha spesifik olmak gerekirse bu apartmanın dört numaralı dairesindeydi çekimler. Zamanında Haydarpaşa Garı'nı inşa eden Alman mühendisler kendilerine yaşam mekânı olarak yedi katlı ve 14 daireli bu binayı yapmışlar. Zaten taş işçiliği ve mimari detaylarıyla Haydarpaşa Garı'yla birtakım benzerlikleri söz konusu İtalyan Apartmanı’nın. Çekimlerin yapıldığı vakitlerde apartmanda oturanların olması ve çekim ekibiyle epey iyi geçinmiş olmaları da diziye dair ufak bir not. Apartmanının bulunduğu Kadıköy’deki Yeldeğirmeni semti, kıymeti çok bilinmeyen ama hem muazzam bir mimariye hem de manzaraya sahip semtlerden. Apartman Alman mühendisler tarafından inşa edilmiş ancak İtalyanlar oturduğu için İtalyan Apartmanı ismini almış. Apartmanın İstanbul'da yapılan ilk sosyal konutlardan olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.

Rasimpaşa Mahallesi Akif Bey Sokak, Yeldeğirmeni-Kadıköy

 

Canım Ailem
Bir çoğunuzun ‘Canım Ailem’i izledikçe kuru fasulye aşerdiğini biliyoruz. Hatta dayanamayıp Emirgan yollarına düştüğünüzü ve bu kuru fasulyeciyi aradığınızı da. Emirgan’daki Sütiş’in yanındaki sokağa girdiğinizde ilk solda bulunan kuru fasulyecinin yerinde artık maalesef yeller esiyor. Dizi zamanında Adanalı Şahap Usta’nın kuru fasulyecisi olan bu mekânın (dizide İlker Aksum tarafından canlandırılan ana karakterlerden Halim’in restoranıydı burası) yerinde artık Canım Ailem Ev Yemekleri var. Bu arada dizide gördüğümüz evlerin çekimleri de Emirgan’da Konur Sokak’taki karşılıklı iki evde gerçekleşiyordu. Emirgan Çınaraltı'nın yanındaki sokaktan yukarı doğru yürüdüğünüzde, sağda kalıyor Konur Sokak. Kime sorsanız gösterir.

 

Aşk-ı Memnu
Dizinin çekildiği yalıyı artık bilmeyen kalmadı, ondan bahsetmeyeceğiz merak etmeyin. Dizinin ev dışı bazı sahnelerine ev sahipiği yapan Gazebo, Yeniköy’de beyaz bir yalının içinde yer alıyor. Zaten konumu ve dekorasyonuyla Ziyagil ailesine gayet yaraşır cinsten bir yer. Burada genellikle dizi karakterlerinin dışarıda kahvaltı ettiği, yemek yediği sahneler çekiliyordu. Örneğin dizinin ana kraliçesi Firdevs Hanım’ın (Nebahat Çehre) büyük kızı Peykerle (Nur Aysan) kahvaltı sahnelerini hatırlayanlar varsa, Gazebo’nun neye benzediğini de gözünün önüne getirebilir. Yeri geldiği için söylemeden de edemeyeceğiz, bir dizi sonu ve hikâye akışı bilinmesine rağmen nasıl bu kadar ekran başına kitleyebilir; bu da hâlâ akıl sır erdiremediğimiz bir konu.

(0212) 299 84 87 Köybaşı Caddesi 125,Yeniköy www.gazebo-ist.com

 

Bir İstanbul Masalı
Başrollerde Mehmet Aslantuğ, Ozan Güven ve Ahu Türkpençe’nin olduğu ‘Bir İstanbul Masalı’, 2003-2005 yılları arasında yayınlanmıştı. Diziyi zengin-fakir aşkı, aşk üçgeni gibi yıllardır sıkça işlenen temalar götürüyordu. Arhan Ailesi’nin sahibi olduğu ARC Holding, şu bir süredir yükselişte olan Bankalar Caddesi’ndeki Osmanlı Bankası binasıydı. Dizinin neredeyse her bölümünde Bankalar Caddesi gözüküyordu. Burası Şişhane’den Karaköy’e kestirme olarak gitmek için kullanılan cadde olarak biliyor olabilirsiniz Bankalar Caddesi’ni. Bu caddenin bir diğer adı da Voyvoda Caddesi. Bu cadde batıda Okçu Musa ile Şair Ziya Paşa caddelerinin kesiştiği meydandan başlıyor, Karaköy Caddesi ile Yüksekkaldırım Caddesi'nin birbirine kavuştuğu noktada son buluyor. ‘Voyvoda’ kelimesi Slavcada ‘bey, ağa’ manasına geliyor. Caddeye isim olarak bu kelimenin verilmesinin ise Osmanlı döneminde Galata semtinin bir Voyvoda tarafından yönetilmiş olmasından kaynaklandığı söyleniyor. Mimarinin birçok harika örneği var Voyvoda Caddesi’nde. Bunlardan biri olan Osmanlı Bankası ve T.C. Merkez Bankası binaları 1890-1892 yılları arasında mimar Alexandre Vallauri tarafından yapılmış. Bugün Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, Garanti Bankası ve Merkez Bankası tarafından kullanılıyor bu binalar. Ayrıca pek meşhur Kamondo Merdivenleri de Voyvoda Caddesi’ne iniyor.

Osmanlı Bankası Müzesi
(0212) 334 22 70 Voyvoda Caddesi 35-37, Karaköy

 

İkinci Bahar
Türk dizi tarihinin, en sıcak ve en fazla ilgi gören dizilerindendi ‘İkinci Bahar’. 1998-2001 yılları arasında yayınlanan dizi o dönemde tüm hayatımıza sızmıştı. Öyle ki, dizinin yayınlandığı perşembe akşamları için hiçbir program yapamaz olmuştuk. Dizide olayların çoğunun vuku bulduğu Ali Haydar Antep Sofrası’nı da unutmak mümkün değil. Jeneriğin başladığı andan itibaren ağzımızın suyunu akıtan görüntülerini de unutmuyoruz tabii. Öncelikle bir yanlış anlaşılma varsa düzeltelim, dizinin çekildiği dönemde Ali Haydar Antep Sofrası’nın yerinde bir restoran bulunmuyordu. Manav ve bakkal gibi çeşitli işletmelere ev sahipliği yapmış bir yerdi burası. Ancak diziyle birlikte Ali Haydar Antep Sofrası için set olarak kullanılmaya başlandı. Dizinin sonunda restoranın yandığını da hatırlarsınız. O vakit, restoran gereğinden fazla yanmış. Tamirat sonrasında, 2005 yılından beri burada Ali Haydar İkinci Bahar adlı kebapçı var. Samatya Meydanı’na inerken solda yer alıyor. İçeri girdiğinizde nostaljik bir havanın kokusunu alıyorsunuz. Duvarlarda ‘İkinci Bahar’ dizisinin oyuncularının fotoğrafları ve gazete kupürleri asılı. Ali Haydar Usta, kendisine hâlâ dizi ile ilgili çok fazla yorum geldiğini, burada ‘İkinci Bahar’ fırtınasının hâlâ estiğini söylüyor. İki katlı mekânın daha çok giriş katı rağbet görüyor, çünkü burası dizideki kebapçının tıpa tıp aynısı olarak düzenlenmiş. Ali Haydar Usta üst kata aldıkları müşterilerin tez vakitte aşağı inme talebinde bulunduklarını söylüyor. Havaların ısınmasıyla kapı önünde de birkaç masa atmaya başlamışlar, sigara tiryakilerine duyurulur. Dizide de yer alan mezelerden Köpeoğlu Mançısı, Hanımın Mezesi ve Antep’in maş piyazını mutlaka denemek gerek, hepsi 5 TL. Ali Haydar Usta bu üç mezeyi bir restoranda çok zor bulacağınızı söylüyor. Ara sıcak olarak ise yine 5 TL olan içli köfteyi tavsiye ediyor. İçli köfte sevmeyenlerin bile parmaklarını yediğini de ekliyor. Kebap olarak ise Adana ve Urfa 15 TL, Ali Nazik 23 TL, tavuk şiş kanat 12,50 TL, et şiş (dana bonfileden) 23 TL. Tatlı olarak ise hakiki Antep katmerini mutlaka denemek lazım 20 TL. Künefe ise 10 TL.

Ali Haydar İkinci Bahar
(0212) 584 21 62 Samatya Meydanı Hacı Hüseyin Ağa Mahallesi Gümüş Yüzük Sokak 6, Kocamustafapaşa

 

Fatmagül’ün Suçu Ne?
Son dönemin en popüler dizilerinden ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’de Fatmagül’ün İstanbul’a geldikten sonra annesi, abisi, Kerem ve Kerem’in teyzesiyle yaşadığı ev Göksu’da bulunuyor. Bu mavi-beyaz ev, Göksu’daki meşhur Çömlekçi Hasan Usta’ya ait. Bulgaristanlı, ‘toprağın ustası’ olarak anılan Çömlekçi Hasan Usta’nın dükkânının hemen yanında bulunuyor bu ev. Çömlekçi Hasan Usta 1994’te vefat etti. Artık buranın efsanesini Usta’nın oğlu Rıfat yaşatıyor. Pek çok mühim ismin yolu Çömlekçi Hasan Usta’dan geçmiş tarih boyunca ve geçmeye devam ediyor. Örneğin Bedri Rahmi Eyüboğlu. Seramik sanatçıları Müfide Çalık ve Sadi Diren’in yolları da Mimar Sinan’da öğrenci oldukları zamanlarda, yani yaklaşık 50 yıl kadar önce, Çömlekçi Hasan Usta’dan geçmiş. Hâlâ bir atölye bulunuyor burada. Olur da ‘Fatmagül’ün Suçu Ne’ dizisindeki evi görmeye giderseniz, bu çömlekçiyi de bir yoklayın.

Çömlekçi Hasan Usta
(0216) 332 01 60
Göksu Caddesi Göztepe Yolu 1, Beykoz

 

ALİ HAYDAR USTA
İkinci Bahar’da Ali Haydar Antep Sofrası olarak bildiğimiz mekân şimdilerde Ali Haydar İkinci Bahar adıyla hizmet veriyor. Sahibi Ali Haydar Usta’nın (gerçek ismi bu değil), Şener Şen ile olan benzerliğine hayret etmemek elde değil. Ali Haydar Usta’nın ‘misafirleriyle’ öylesine sıcak bir ilişkisi var ki, mekândaki anı defteri dolup taşıyor.

 

Hikâyenizden bahseder misiniz? Kebapçılığa nasıl başladınız?
1953 doğumluyum. İlkokul biri bitirdikten sonra Gaziantep’te, sekiz yaşında bu mesleğin çeşitli dallarına başladım. Bu çok geniş kapsamlı bir meslek, sadece kebap veya meze yapmakla olmuyor. Ben fırıncılıkla başladım. Çok merakım vardı, bir insan nasıl entrüman çalmayı öğrenmek isterse ben de bu mesleğe meraklıydım. Ailede filan kebapçı yoktu, sadece bende olan bir istekti. 1988’e kadar Antep’teydim. Orada kalmayı çok isterdim, herhangi bir sorun da yoktu. Çok severim memleketimi ama kısmet buraya gelmekmiş. İstanbul’a gelince uzun süre Dolapdere’de kaldım. Lahmacun, kebap, sulu yemek yaptım, kendi işletmemde. Sonra ‘İkinci Bahar’ ile Samatya’ya geldim.

‘İkinci Bahar’ çekilmeden önce burada bir restoran da yoktu sanırım.
Yokmuş. Normalde benim ismim de Ali Haydar değil. Gerçek ismim bende kalsın. Dolapdere’deyken ‘Eşkıya’ filmi vardı, ‘İkinci Bahar’dan önce. İnsanlar beni Şener Şen sanıyordu, hayretler içinde bakakalıyorlardı. ‘İkinci Bahar’ başlayınca insanlar “Ali Haydar Usta nasılsın?” demeye başladılar. İlk önce çok garip karşılıyordum. Yavaş yavaş alıştım. Dolapdere’de sabah-akşam beraber olduğum insanlar bile bana Ali Haydar diyordu. Diziyi izleyemediğim için de anlamıyordum niye Ali Haydar diye hitap ettiklerini. Sonra izlemeye başladım, baktım Şener Bey’in oynadığı rol birebir benim. Hiçbir fark yok. Bu kadar tesadüf olamaz.

Enteresan anılar vardır eminim burada yaşadığınız.
İkinci ayrılığımdan önce mutfaktaydım. Çocuk geldi “Türkan Şoray gelmiş, karşıda” dedi. Dışarı çıktım, kapının önünde duruyorum. Türkan Hanım da Develi’nin önünde duruyor, etrafı kalabalık. A'dan Z’ye oradaki bütün insanları ismen tanıyor, komisine kadar. Konuşuyorlardı, tam içeri gireceklerdi, kafasını çevirdi, beni gördü. “Aa Ali Haydar Usta buradaymış” dedi geri döndü. “Hoşgeldin Hanım” dedim. “Olamaz böyle bir şey, şu anda dizideki her şeyin aynısını canlı olarak yaşıyorum” dedi. Onun arkasından sağolsun Tan Sağtürk ve Ozan Güven geldi. Bana “Sen kimsin?” diyen olmadı. Herkes “Sen Ali Haydar Usta’sın” dedi. Peki ben kimim sizce?

Bu şekilde mi Ali Haydar ismini aldınız? Ben senaryo yazarı sizi tanıyordu ve Ali Haydar karakteri öyle ortaya çıktı sanıyordum.
İnsanlar koydu bana Ali Haydar ismini. Ben koymadım. Bu kadar tesadüfe ben de inanamıyorum gerçekten. Dizide benim hayatımdan alıntı olup olmadığını, diziden önce burada olup olmadığımı soruyor buraya gelenler de hep. Ama yok. Gazeteciler de diyor hep “Ali Haydar Usta sensin”. İnsanlar böyle deyince ben ne diyeyim onlara?

Bu dizi sizin hayatını değiştirdi diyebilir miyiz?
Maddi açıdan öyle düşünmedim hiç. Dizide herkes rolünü çok güzel oynadı. Defalarca seyrettik, ben hâlâ internetten seyrediyorum. Şunu yazarsanız çok sevinirim, ben  burada oyunculara özel, dışarı kapalı bir ‘nostalji gecesi’ yapmak istiyorum. Buraya bir gün teşrif etmek isterlerse, bize ulaşmaları çok kolay. Biz onlara ulaşamıyoruz. O insanların zamanında vermiş olduğu emeğin karşılığı olarak bunu yapmak istiyorum. Bize ulaşırsa oyuncular, bir tarih veririz onlara hemen. Bütün ‘İkinci Bahar’ oyuncularına, set ekibine kapım açık . Onları ağırlarım. Basın çağırmam, zaten reklama ihtiyacım yok. Bizim reklamımız tavsiye ile kulaktan kulağa oluyor.

Hâlâ diziyle ilgili soru soran, dizinin anısıyla gelen oluyor mu gerçekten?
Hemen hemen her gün. Yurt içinden de yurt dışından da gelen var. “Dizi çekildi de sonra ne dolu, orası müze mi, kebapçı mı nedir?” diyenler geliyor. Beni bilmeden gelenler içeri girince şaşkınlıklarını gizleyemiyor. O insanlar yemek yemekyi, kaliteyi düşünmüyorlar ilk gelişte. Ama içeri girdiklerinde, beni gördüklerinde, ben bir iki espri yapar onları rahatlatırım. Sonra hizmetin, yemeklerin, mezelerin kalitesini görürler, müdavim olurlar. 

‘İkinci Bahar’ın oyuncularından, set ve senaryo ekibinden gelenler oluyor mu arada?
Pek olmuyor çünkü yolu ters bir yer burası. Başka oyuncular geliyor ama. Tuncel Kurtiz yolu düştükçe “Ali Haydar kardeşim” diyerek gelir. Çok da sevdiğim bir oyuncu, nadide bir isim. Oturur dertleşiriz. Mehmet Ali Alabora gelir. Gazeteciler, yazarlar gelir. Mesela Aydın Doğan. Gelen tüm isimlerle ayak üstü muhabbetim var. Daha birçok isim var, ama şu an hatırlayamıyorum. Bir gün kapıda oturuyorum yine, bir Mercedes geldi. İçinden iki kişi indi, Develi’ye doğru giderken adam geri döndü bana geldi. “Ali Haydar Ustam nasılsın? Ben Gaziantep milletvekili Halil Mazıcıoğlu” dedi. “Hoşgeldin baba” dedim.  Benim öyle ‘sayın’la filan işim olmaz, karakterime ters düşüyor. “Ustam seni görmeden geçmek mümkün değil” dedi. Böyle insanlar bize ilgi gösteriyor, biz de onlara çok saygı duyuyoruz.

 

FİLMLER
Kaybedenler Kulübü
Son ayların en çok konuşulan filmiydi ‘Kaybedenler Kulübü’. Mete Avunduk ve Kaan Çaydamlı’nın 90’larda efsane olmuş, bir jenerasyonun müzik zevkini şekillendirmiş radyo programından ilham alan ‘Kaybedenler Kulübü’nü izlemediyseniz mutlaka izleyin. Özellikle Kadıköy tayfası, bir dönemini Kadife Sokak’taki barlarda geçirmiş olanların  nostaljinin dibine vuracağı muhakkak bu film sayesinde. ‘Kaybedenler Kulübü’ tabii ki Kadıköy ve Moda ekseninde geçiyor. Ana karakterler genelde Caferağa ve Barlar Sokağı’nda dolaşıyor. Kilit mekân, artık kapanmış olan ama Trip ve Hera ile aynı binada bulunan Kadife Sokak’taki 6.45. Karakterler burada takılıyor, Trip ve Hera’nın merdivenlerini de görüyoruz. Trip’te de bir parti veriyorlar zaten. Ayrıca karakterler Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’nde buluşuyorlar. Mete Avunduk da zaten filmden sonra verdiği röportajlardan birinde “Film Kadıköy zaten. Sahilde Koço’nun aşağısı var, Trip var. En güzel sahneler Moda’da” diyor.  Kısaca ‘karşının ruhu’ bu filmde.

Trip V2.0 (0216) 346 04 13 Kadife Sokak 10/1, Kadıköy

 

Crossing The Bridge: The Sound of Istanbul
Fatih Akın’ın 2005 tarihli İstanbul’u bu şehre ait müzikler üzerinden anlattığı belgeseli ‘Crossing The Bridge’. Belgeseli izlerken haliyle pek çok tanıdık yere de denk geliyorduk. Örneğin Siya Siyabend’in ‘Böyle Olur Mu?’ adlı parçalarını çaldıkları lokasyon Tepebaşı’ndaki otoparkın çıkışında bulunan (TRT’nin tam yani), görüş açısı epey geniş olan açık alan. Yine bu alanın karşısında bulunan Büyük Londra Oteli de çekimlerde kullanıldı, zaten burası yönetmen Faith Akın’ın favori platolarından biri. Sezen Aksu’nun ‘Yanmışım Ben’ parçasına çektiği klipte, ‘Gegen Die Wand’ (Duvara Karşı) filminde de Büyük Londra Oteli’ni kullanmıştı Fatih Akın. Hatta otel Fatih Akın’ın gözdesi olduktan sonra buraya rağbet artmış. ‘Crossing The Bridge’de Replikas’ı çalarken gördüğümüz yer ise Babylon’du. 

Babylon: (0212) 292 73 68 Şehbender Sokak 3, Asmalımescit.

Büyük Londra Oteli: (0212) 245 06 70 Meşrutiyet Caddesi 117, Asmalımescit

 

Rhinos Season

İranlı yönetmen Bahman Ghobadi’nin (kendisini 2000 tarihli ‘A Time For Drunken Horses’/ ‘Sarhoş Atlar Zamanı’ adlı Cannes’da Altın Kamera almış filmiyle hatırlayabilirsiniz) son filmi ‘Rhinos Season’ın çekimlerini İstanbul’da yaptığını haberi basında son zamanlar sıkça yer aldı. Filmin Türkçe adı kesin değil kimi kaynaklarda ‘Gergedanlar Şehri’, kimi kaynaklarda ise ‘Gergedanın Son Şiiri’ olarak geçiyor. Ne zaman gösterime gireceği konusunda ise şu anda elimizde bir bilgi yok. Filmin basında bu kadar çok yer almasının nedeni ise kuşkusuz filmin başrolünde Monica Bellucci’nin oynaması ve kendisinin çekimler için İstanbul’a gelmesiydi. Filmin havuzbaşı sahneleri Korukent Gym Spor Tesisleri’nde gerçekleşti. Bu sahnede Bellucci ve ‘Hanımın Çiftliği’ diziyle bilinen Caner Cindoruk’un oynadığı ve rol gereği havuzda romantik dakikalar geçirdiği gelen haberler arasında. Filmin kadrosunda yer alan diğer Türk oyuncular ise Beren Saat ve Belçim Bilgin. Monica Bellucci, İranlı oyuncu Berhouz Vossoughi'nin eşini canlandırıyor. Caner Cindoruk da Vossoughi'nin gençliği rolünde. Beren Saat ise Bellucci'nin kızı rolünü üstleniyor. Belçim Bilgin de Beren Saat'in en yakın arkadaşı olan karakteri ete kemiğe büründürdü. Merakla bekliyoruz filmi.

Korukent Gym: (0212) 275 99 75 Levazım Mahallesi Korukent Sitesi A Blok Bahçe Girişi, Levent www.korukentgym.com

 

İstanbul
Marc Didden’ın 1985 tarihli az bilinen bir filmi ‘İstanbul’. Didden, 1984’te San Sebastian Film Festivali’nde ‘Brussels By Night’ isimli filmiyle En İyi Yeni Yönetmen ödülünü almış bir isim. ‘İstanbul’ adlı filminde Martin (Brad Dourif) ve Willy (Dominique Deruddere) adlı iki genç hayallerinin şehri olan İstanbul’a gitme hayaliyle yanıp tutuşuyor. Otostop yaparak İstanbul’a ulaşmaya çalışıyorlar ancak karakterlerden sadece Willy İstanbul’a ulaşabiliyor. Martin ise işlemediği bir suç yüzünden yok yere hapse düşüyor. İstanbul, filme adını vermesine tüm olaylar bu İstanbul’a ulaşma hayali üzerine kurulu olsa da filmin sadece tek bir sahnesi İstanbul’da çekildi. O da filmin sonunda, Willy hayallerinin şehrine vardığında... Willy sonunda İstanbul’a vardığında Taksim Meydanı’ndaki The Marmara Oteli’nin çatısındaki restoranına oturuyor ve İstanbul’u seyre dalıyor. Elinde yoldaşı Martin’in tutuklanışını haber yapmış olan bir gazeteyi tutuyor olması da bu sahneye dair ufak bir ayrıntı.

The Marmara Oteli’nin çatısında bulunan o restoran filmin çekildiği dönemde de şimdi olduğu gibi Panorama Restaurant’mış. Fakat menüsü o dönemde Fransız mutfağı ağırlıklıymış. Şu an ise Türk ve enternasyonel mutfak örnekleri sunuluyor Panorama Restaurant’ta. Burada başlangıçlardan karidesli ve yengeçli bohça böreği 28 TL, limon marineli levrek gülleri 37 TL; ana yemeklerden ızgara kılıç balığı şiş 59 TL, çökertme kebabı 49 TL, tatlılardan ise domates tatlısı ve şam fıstıklı katmer 19 TL. İçkilerden en çok giden Vinkara Narenciye 70 cl 85 TL, kadeh 17 TL.

Panorama Restaurant: (0212) 251 46 96  Taksim Meydanı, İstanbul Pazartesi-cumartesi 19.00-23.30 arasında açık.

 

La Fille Sur Le Pont / Köprüdeki Kız
Siyah-beyaz çekilen lâkin 1999 yapımı bir film olan, Patrice Leconte’nin yönettiği ‘La Fill Sur Le Pont’un başrollerinde  Vanessa Paradis, Daniel Auteuil ve Frédéric Pfluger oynuyor. Zekice dialogları ve müzikleriyle de epey takdir toplayan film (hatta İstanbul’da geçen sahnelerde İstanbul Oriental Ensemble’dan hicaz oyun havası çalıyor), Fransa’da bir köprüde başlayıp İstanbul’da Galata Köprüsü üzerinde son buluyor. Filmde intihara meyilli, kendini aşka adamış ama aradığını bulamamış bir kız olan Adèle (Vanessa Paradis) çeşitli sirklerde hedef tahtasına bağladığı genç kadınlara bıçak fırlatarak geçimini sağlayan Gabor (Daniel Auteuil) ile olan ilişkisine tanık oluyoruz. Film 2000 yılında En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre’ye aday gösterilmişti, denk gelirseniz mutlaka izleyin.

 

Av Mevsimi
Geçtiğimiz yılın sonunda bol tantanayla gösterime girmiş olan son Yavuz Turgul filmi ‘Av Mevsimi’nde Çetin Tekindor’un canlandırdığı, Türkiye’nin en  zengin adamı unvanına sahip Battal Çolakzade karakteri Kandilli’deki Adile Sultan Sarayı’nda (filmde ormanda bir av evi olarak geçiyordu) ikamet ediyordu. Ayrıca son zamanlarda çoğumuzun pazartesi gecelerini kilitleyen ‘Ezel’de Kenan Birkan’ın evi de Adile Sultan Sarayı. Bu kadar yakın tarihli iki yapımda aynı mekânın kullanılması, izleyicinin yapıma olan inancını biraz zorluyor maalesef... Daha geçen Pazartesi Kenan Birkan’ın Eyşan’la karşılıklı kahvesini höpürdettiği terasın Battal Çolakzade’ye ait olduğuna yeterince kanmıyoruz.

Adile Sultan Sarayı: (0216) 332 23 33 Kandilli Caddesi Alperenler Çay Bahçesi karşısı, Kandilli Kültür ve Meslek Lisesi üstü Kandilli-Üsküdar

 

BİR DE BUNLAR VAR
Saydığımız tüm bu filmler ve diziler dışında da İstanbul’un çeşitli semtlerini, sokaklarını, mekânlarını mesken edinmiş yapımlar da var tabii. Bunların bazılarını hepimiz biliyoruz aslında. Örneğin ‘007-From Russia With Love’ / ‘007-Rusya’dan Sevgilerle’ adlı Sean Connery’nin başrolde olduğu James Bond filmi; bir grup hırsızın Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki Zümrütlü Hançer’i çalma girişimini anlatan, Jules Dassin’in yönettiği, Melina Mercouri, Peter Ustinov, Maximilian Schell’in oynadığı, 1964 tarihli ve nerede geçtiği adından çok belli olan ‘Topkapı’; 1970 tarihli, oyuncu kadrosunda Charles Bronson, Tony Curtis, Fikret Hakan ve Salih Güney’in bulunduğu, yönetmen koltuğunda Peter Collinson’ın oturduğu 1970 tarihli ‘You Can’t Win ‘em All’ / ‘Paralı Askerler’, Jean Reno’nun oynadığı Jean Christophe Grangé’ın aynı romanından uyarlanan, 2005 tarihli Chris Nahon filmi ‘L’Empire des Loups’ / ‘Kurtlar İmparatorluğu’ (Jean Reno bu filmde Türkçe konuşmak için dersler almış ancak konuşmayı becerememişti) Binbir Direk Sarnıcı’nda, Derviş Zaim’in 1996 tarihli, Rumelihisarı’nda geçen muazzam ilk filmi ‘Tabutta Rövaşata’; yine Türk sinemasının medar-ı iftiharlarından Nuri Bilge Ceylan’ın Cihangir’de geçen ve şehrin fotoğraf tadında görüntülerinin bulunduğu, 2002 yapımı, Cannes’dan 2003 yılında Jüri Büyük Ödülü’yle dönmüş olan ‘Uzak’; vapurda geçen harika kaçma-kovalama sahnelerinin bulunduğu, Reha Erdem’in yönettiği, 1999 tarihli ‘Kaç Para Kaç’ bunlardan bazıları. Dizilere gelecek olursak 2003 senesinde yayınlanmış olan ‘Lise Defteri’ adlı gençlik dizisi Kabataş Erkek Lisesi’nde, Süper Baba’nın bazı bölümleri ise Fiko’nun oğlunun okuduğu Galatasaray Lisesi’nde, Özcan Deniz ve Naz Elmas’ın başrollerinde oynadığı ‘Haziran Gecesi’nin bazı sahneleri Galata’daki Enginar’da, ‘Ömre Bedel’ adlı dizi Hülya Avşar’ın Sarıyer’deki dört katlı villasında, ‘Binbir Gece’ İstinye-Yeniköy yolu üzerindeki neredeyse 100 yıllık olan 21 odalı Ferik Ahmet Afif Paşa Yalısı’nda (diziyi izleyenlere not, Onur ile Şehrazat’ın eviydi burası), ‘Hatırla Sevgili’ Beylerbeyi’ndeki Merih Konak’ta, ‘Aşk-ı Memnu’ Rahmi Koç’a ait Sarıyer’deki üç katlı villada çekildi. Ayrıca geçen yıl 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde İstanbul’da geçen yerli yabancı filmlerden oluşan ‘İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan’ adlı bir bölüm vardı. Aralarında bizim de bu konu kapsamında bahsettiğimiz filmlerin bulunduğu epey geniş ve kıyak bir seçkiydi bu. ‘Uzak’, ‘Topkapı’, ‘Kaç Para Kaç’, ‘Sevmek Zamanı’, ‘İstanbullu Bakire’ / ‘The Virgin of Stamboul’, ‘Korkuya Yolculuk’ / ‘Journey Into Fear’, ‘Lezbiyen Vampirler’ / ‘Vampyros Lesbos’, ‘Körebe’, ‘5 Fingers’ / ‘Beş Parmak’, ‘Ölümsüz Kadın’ / ‘L’immortelle’, ‘Ah Güzel İstanbul’, ‘Rusya’dan Sevgilerle’ / ‘From Russia With Love’, ‘Tabutta Rövaşata’, ‘İstanbul Do/Redo/Undo: Sular, Sokaklar, Suratlar’, ‘Haliç Manzarası + Boğaz Manzarası’ / ‘Panorama De La Corne D’or + Panorama Des Rives Du Bosphore’, ‘Türk Kısaları: Haliç-İstanbul-Boğaziçi’ / ‘Court Métrages Turcs: La Corne D’Or-İstanbul-Bosphore’ bu bölümde gösterilen filmlerdi.





TOİST Yorum Girişi




  •  


  •  

  •   Captcha
Yeme
&İçme
| Bar&Club | Müzik | Sanat | Şehirde Ne Var? | Film | Tiyatro | Alışveriş | Kitap | LGBTİ | Müzeler | Seyahat | İstanbul Otelleri
Time Out İstanbul - Ajans Medya © 2013 Tüm hakları saklıdır.