Arama
Tüm Time Out Istanbul makalelerini, etkinliklerini, mekanlari, kategori, semt ve tarihe gore arayabilirsiniz.
Tiyatromuzun en üretken yönetmenlerinden Mehmet Ergen'le konuştuk
Mehmet Ergen'in değiştirmeye niyetlendiği çok şey var. 'Şeylerin Şekli'nde klasik sahnelemenin sınırlarını zorluyor, 'Oyun Yaz' projesiyle yazarları yüreklendirmeye devam ediyor. Şubat sonunda açılacak 'Talimhane Tiyatrosu' ise sağlam oyunların yeni adresi.
'Şeylerin Şekli' devam ediyor, bir yandan da Talimhane'de bir tiyatro açacağınızı duyduk. Bu koşturma içinde nasıl gidiyor hayat?
Alışkın olduğum bir tempoda devam ediyor hayat. BKM'de 'Oyunun Oyunu'nu yönettim. Talimhane'deki tiyatroyu en geç Şubat sonu açacağız. Oyun Yaz'da da yeni dönem çalışmaları başladı. Geçen sene okunan 11 oyundan dördü Devlet Tiyatrosu repertuarlarına girdi. Ama sahnelemede sıkıntılar yaşıyoruz. Kimisi içerik olarak fazla politik bulunuyor. Kimisinin de kadrosunun oluşturulmasında zorluklar çekiliyor. Genç, çağdaş metinlerin oynanması pek umut verici değil Türkiye'de. Ödenekli tiyatrolar çekiniyor, ticari tiyatrolar da bir kaygıyla yaklaşıyor. Bunlar biraz can sıkıcı tabii...
Kuracağınız tiyatronun nasıl bir yapısı olacak? Nasıl yenilikler bekliyor seyirciyi ve ekibi?
İki kategoride oyun sahneleyeceğiz. Birincisi klasikleşmiş büyük oyunlara; Henrik Ibsen'e, Anton Çehov'a, Arthur Miller'a, Tennessee Williams'a yer vereceğiz. Bir de, ilk oyunlarını yazmış gençlerin oyunlarını içtenlikle, o tazelikte sahneleyeceğiz. 'Bu bize gider; bu oyuna müşteri gelir…' gibi bir kaygı olmayacak. Temelde yazarın önde olduğu bir tiyatro olacak, aynı zamanda genç yönetmenler yetiştirecek.
Sahneleyeceğiniz metinleri neye göre seçiyorsunuz?
Metnin içerik olarak o ülkeye bir şey demesi lazım. Bu benim için en önemli kıstas. Metni nasıl sahneleyeceğim ikinci planda kalıyor. İlk okuduğumda 'Bu metnin söylediklerini bu şehrin insanları duymalı' dedirtiyorsa; o doğru metindir.
'Şeylerin Şekli'ni ilk okuduğunuzda neler hissettiniz?
Çağdaş sanat meselesini net olarak ciddiye alması etkileyici. Bu meseleyi Akbank Sanat da ciddiye alıyor. Neil LaBute gibi bir yazar ortaya çıkalı epey oldu ama bilen çok az insan var. Bu metin, buraya gelip sürekli çağdaş sanat sergilerini izleyen, atölyelerdeki söyleşilerde katılımcı olarak var olan insanlara ‘tiyatro’nun verdiği bir cevap olsun istedim. Çağdaş sanatın çoğunu çok özenti buluyorum. Burada da sınırları zorlayan bir sahneleme var ama ben tamamen metne sadık kaldım. Metin 'Sergi üst katta' diyor, ben de seyircileri üst kata çıkardım.
Çoklu mekân kullanımı seyirciyi zorluyor mu?
Bugüne kadar gelen tepkiler gayet iyiydi. Seyirci çok hazır böyle şeylere. Biz seyirci adına çok korkuyoruz. Seyirci bir başka kata çıkması gerektiğini ya da başka bir mekânda oyunun devam edeceğini anlıyorsa; işi başarmışızdır. Eğer anlamasalardı, hatayı kendimde de arardım zaten; 'Anlatamamışım ki, tepki vermiyorlar' derdim…
Şu ana kadar sahnelediğiniz oyunlarda seyirci sorununuz olmadı. Nasıl becerdiniz?
‹ttirme, kaktırma, içten olmayan bir şey yapmamaya çalışıyorum. Metnin sağlamlığı ve oyunculuğun dürüstlüğüne inandı insanlar. Bir de yönetmeni, dekoratörü iş bitirici öğeler olarak görüyorum. 'Benim bir imzam olsun' durumunu sevmiyorum. Özellikle Türkiye'de önce oyunların çok iyi bilinmesi gerekir ki imza fark edilsin.
Oyun net olarak sanatın sınırlarını sorguluyor. Sanat adına ne kadar ileri gidilebilir?
Sanat içinde yaşadığınız toplumun sınırlarını zorlayan bir şey. Bulunduğunuz rahat durumda sizi biraz daha gerer, biraz daha sıkar. Ne kadar düz baktığınızı fark edersiniz. Ama öyle sanatçılar var ki 'Bu 100 yıl sonra anlaşılacak, şu anda beni anlamıyorlar' der. Çoğunun 100 yıl sonra da anlaşılmadığını gördük; Mozart gibiler her zaman çıkmıyor ortaya; burada dikkatli olmak lazım… İnsanı dozunda sıkan, soru sorduran sanatçı yüzyılının sanatçısıdır.
işe Türkiye'den başlamak yerine, Londra'dan başladınız. Bu bilinçli bir karar mıydı?
Burada Bilsak'ta eğitim aldım. Londra2ya giderek bu eğitimin dışına çıkmak istedim. Metin tiyatrosunun öldüğünü düşünerek gitmiştim oraya ve çok şaşırdım. Londra, Paris, New York klasik ve gerçekçi işlerin ön planda olduğu bir ülke. Burada, çok temel şeyleri bilmeyen insanlar 'Ibsen'den sıkıldık, yeni bir şeyler yapalım' diyorlar. Çok temel yazarları seyretmemiş insanlar var. Bunları atlayıp niye çağdaş şeyler yapayım? Bunu tiyatro çevresi içinde bir yerlere gelmek için yapabilirim ama gereksiz bence. İllâ yeni bir şeyler olacaksa, onların yanında temel şeyler de olmalı.
Londra'da kurmuş olduğunuz Arcola Tiyatrosu oyun sahnelemenin dışında, bir çok etkinliğin olduğu aktif bir tiyatro platformu. Türkiye'deki tiyatro anlayışında bir tutukluk var sanki…
Sayısal farklılıklar çok büyük. Londra'da sendikaya kayıtlı 25.000 oyuncu var. Bu insanları aradığınız zaman gelip oynuyorlar. Türkiye'de, toplam 2500'ü geçmez. Bu oyuncuları televizyonlarla, sinemayla, ödenekli tiyatrolarla paylaşmak zorunda olmamız işi çok yavaşlatıyor. Oyuncular da tek bir oyuna bağlanmak istemiyorlar. Sezon geç başlıyor, erken bitiyor. İş az, oyuncu az, yönetmen az; yazar çok çok az… Arcola'ya yılda 1000'i aşkın oyun geliyor. Biz ise, bazı insanların oyun yazarı olabileceğini de kabul etmiyoruz. 'Kim ki? , nasıl bir geçmişi var ki?, nasıl yazar ki?' gibi sorularla köprüleri baştan yakıyoruz. Bugün dünyanın en büyük yazarlarına; Pinter'a, Wesker'a bakıyorsunuz; adam mutfakta çalışmış 'Mutfak' diye oyun yazmış, kamyon şoförlüğü yapmış oyun yazmış. Biz bunu dışlıyoruz maalesef. Romancılar bunu kırdı. Orhan Kemal '72. Koğuş'u yazdı misal; ama o da enderdir. Hemen 'köy romanı' dendi. Avrupa'da öyle bir terim yoktur. Köyde geçen roman işte!
Elinizde olsa Türk Tiyatrosu'nda neyi değiştirirdiniz?
Öncelikle ekonomik reform yapardım. Ön ödemeler sistemi oluşturulmalı ve doyurucu ücretler verilmeli. Genç yazarları özendirmeye yönelik para yok ortalıkta. Ayrıca teknik elemanların daha az para alması da çağdışı bir şey. Sahne arkasında, Ramazan abilerin olması 'Tut abi ucundan!' durumları… Bunların olmaması için, onların da aynı parayı alması lazım. Bunlar değişmedikçe yerimizde sayarız. Bir de bu işin müfredata girmesi lazım, ben liseyi bitirdiğimde Orhan Veli’de bitiyordu edebiyat dersleri. O dönemleri atlattık, şimdi Nazım Hikmet'e sahip çıkıyoruz. Son olarak; belki de en önemlisi, milliyetçi, dogmatik bir tavrın varlığı. Atatürk'ün, homoseksüelliğin, terörün, askerin dokunulmazlığının kalkması gerek. Anlaşılmazlığa çok paye vermeden; net tavırlar sergilenmeli. Haddime düşerse tüm bunları kültür bakanıyla görüşmek istiyorum.
Tiyatronun dışında neler yaparsınız mesela?
Çok sıkıcı bir insanım. Londra'da genel sanat yönetmenliğim sürüyor. Ama orada işler çok daha hızlı ilerlediği için, 2008 Ağustos'una kadar her gece ne oynanacağı belli. E-mail'le haberleşmek yetiyor. Onun dışında, günde iki oyun okuyorum. Oyun Yaz'da yaklaşık 900 üyemiz var. Oyun yazarlarına ayırdığım vakit, Talimhane, Aksanat derken zaman bitiyor. Çeviri yapıyorum boş zamanlarımda. Daha ne yapayım?
2003'te Time Out Londra'dan 'Üstün Başarı', üç kere de 'Peter Brooke Empty Space' ödüllüne layık görüldünüz. Bu ödüllerin nasıl bir faydasını gördünüz?
Çok faydası oldu tabii... Londra'da gecede 200 oyun oynanıyor. Dolayısıyla insanların bizim tiyatromuzu seçmeleri için bu ödüllerden referans almaları çok önemli. Bir de Time Out orada haftalık rehber. Her an göz önünde, keşke burada da haftalık olsa…
Sizin Fikriniz
pelin açıkgöz
29 Ağustos 2008
04:03
seylerin sekli oyunu bır harıka ...ve ben bu oyunun tekst'ine nasıl ulasabılırım aacaba?
doğa demirkol
26 Ekim 2008
22:14
nbrben doğa sizi hiç görmedim ama biliyom sizi sakın msnemde bana mesaj göndermeyin sizin hayranınızın by