Arama
Tüm Time Out Istanbul makalelerini, etkinliklerini, mekanlari, kategori, semt ve tarihe gore arayabilirsiniz.
Üzerine çalıştıkları albümde klasik bir stüdyoya kapanma süreci yaşamayan Replikas. Gökçeada'da bir açık cezaevinde yaptıkları davul ve bas kayıtlarının ardından İstanbul'da tamamladılar işin geri kalanını.
Kendi deyimleriyle ‘işçi gibi’ çalıştıkları kayıtlarda 24. günü bulmuşlardı İstanbul’da stüdyolarını ziyaret ettiğimizde...
Yeni albümün yapımcısı sizsiniz. Bunun kararını nasıl verdiniz, avantaj ve dezavantajları nedir?
Aslında ilk iki albümü de kendimiz yapmış, üçüncü albüm ‘Avaz’da bir prodüktörle çalışmıştık. Yani daha önce yaptığımız bir şeydi ama deneyimsizdik bu konuda. Yapımcılığı üstlenmemizde biz bize bir kayıt yapmak istememizin etkisi var. Dezavantajı tüm sorumluluğun bizim üzerimizde olması. Ama avantajları çok daha fazla. Tamamen bağımsız çalışmak, kendi kurallarını koymak çok güzel.
Önceki albüm ‘Avaz’da Sonic Youth, Dinasour Jr. Gibi grupların yapımcısı Wharton Tiers ile çalışmak ne kattı size?
Teknik olarak çok fazla şey öğrendik. Sound’la ilgili daha farklı neler yapabileceğimizi gördük. Bütün şarkıları değiştirmedi adam sonuçta, daha iyi tınlamalarını sağladı. Bu albümde ondan öğrendiklerimizi kendimize modifiye ettik, katkısı bu oldu. Bir de her şeyi kendin yaptığın zaman objektifiliğini yitirebiliyorsun. O noktada yapımcınız başka bir göz olarak başka bir noktaya dikkat çekebiliyor. Bu albümde objektifliğimizi kaybetmemeye çalışmak yoruyor biraz. Ses mühendisimiz Metin’in varlığı bu anlamda çok hayati. Dışarıdan bakan Metin gibi bir göz olmasaydı bu bizim için kıyamet olabilirdi.
Yeni albüm kayıtlarını, Gökçeada’da stüdyoya dönüştürdüğünüz yarı açık bir cezaevinde yapmak nereden çıktı? Memnun musunuz sonuçlardan?
Davul ve bas kayıtlarını Gökçeada’da; gitar, vokal ve elektronik kayıtlarını ise İstanbul’da kendi stüdyomuzda yaptık. Stüdyoya kapanmak istemediğimiz için böyle bir tercih yaptık. Bir önceki albümden beri üzerinde konuşuyorduk, bir sonraki albümü gerçek mekânda kaydedebilsek diye. En önemli sebep, doğal akustikten ve geniş mekândan faydalanmak istememizdi. Ayrıca belli saatler arasında stüdyoya girip çıkma durumunun olmaması, programımızı bizim ayarlayabilmemiz, yaşanmış bir yer olması, Gökçeada’da olması diğer güzel taraflarıydı. Öncesinde nereler olabilir diye uzun bir araştırma yaptık. Gökçeada’da eski yarı açık bir cezaevi olduğunu öğrendik tanıdıklardan. Hapishanede fabrikaya dönüştürülmüş bir bölüm vardı. Fabrikanın sahibi bize oranın anahtarını verdi, kaydımızı yaptık. Fabrikada kayıt yapmış olmak ses olarak da yansıdı albüme. Oradaki metal aletler bile dâhil oldu kayıtlara.
Piyasanın durumu malum. Albüm satışları çok ilham verici değil. Böyle bir ortamda albüm yapmak riskli değil mi? Alternatif yayın ortamları veya konser daha iyi değil mi?
Konserlere yoğunlaşıyoruz. Albüm satışı ile ilgili kaygımız genelde olmaz zaten. Çünkü avantgard sayılabilecek işler yapıyoruz, daha mainstream müzik yapan insanlarla aynı kaynaklardan beslenmiyoruz, Türkiye’de benzeri olmayan bir müziği çok sevdiğimiz için icra ediyoruz. Ayrıca sizi dinleyenlere kapağıyla vs. bir albüm sunmak çok güzel. Mp3’le ilgili yapılabilecek bir şey yok, mp3’ümüzü yapacak olanlar düşük kalitede yapmasın yeter.
Stüdyoya girdiğiniz süreçte müzik dinlemeyi bırakır mısınız ? Bazıları etkilenebileceklerini düşünüp dinlemiyormuş. Mesela albümü yaparken en çok neler dinlediniz?
Valla bizde öyle bir şey olmuyor, müzik dinlemeye devam ediyoruz. Bunu söyleyenler dinlediklerinden etkilenmemek adına bunu yapıyor olabilir, ama bu biraz yalan bir durum. Çünkü bir şeyler dinlediğin vakit “Bunu araklayayım” diye bir karar vermiyorsun. Geçmişten gelen müzik kültürü, birikiminin etkisi olur ortaya çıkan işte. Yeni bir şey dinlemek de etkiler ama bu aralar şunu dinliyoruz, o yüzden onun gibi müzik yapıyoruz gibi bir durum olmuyor. Sadece kendi müziklerini dinleyen bir sürü insan tanıyoruz ve bu saçma. Neler dinlediğimizin listesi ise çok uzun. Gökçeada’dan İstanbul’a döndüğümüzde Bavyera müziklerine merak saldık, çok eğlenceli. Çünkü insan kafasını dağıtmak istiyor kayıt esnasında, o yüzden çok ciddi müzikler dinlemedik bu aralar. Daha komik ve eğlenceli şeyler dinliyoruz, kayıt yapmak yeteri kadar zor bir süreç.
Albüm yaparken sizi strese sokan, son dakika kabusunuz var mı? Şarkıların silinmesi, albümün tutmama olasılığı...vb
Kaygılarımız performansa yönelik oluyor genelde çünkü beste yapma süreci kayıttan daha önce bitmiş oluyor. Kayıdı en iyi şekilde yapabilmek, kayıt süresini en iyi şekilde kullanmak en önemli taraf. Belli bir deadline oluyor albümü bitirmek için ve o tarih yaklaştıkça stres olabiliyoruz. Albüm ayrıca tarihi bir olay çünkü konserlerine gelemeyen insanlar seni o kayıtla tanıyacak. Referans olarak en önemli şey. O açıdan performans ve kayıtla ilgili kaygılar baskın oluyor.
Bugüne kadar ‘Avaz’ albümü dışında müziğinizde sözlere çok da ağırlık vermediniz. Yeni albümde bizi bekleyen hem söz hem de müzikal olarak farklılıklar neler olacak?
‘Avaz’ dışındaki albümlerde söz ve müzik arasında iyi bir denge yakalamıştık. Sözlü parçaların yanında bolca enstrümantal parçamız vardı. Bu albümde o anlamda bir geri dönüş var. Yine dengeyi tutturduk sanırım, 7-8 tane sözlü parçamız var enstrümantallerin yanında. Hatta sözlü parçalar daha fazla olabilir.
Şarkılarınız Avrupa ve Amerika’da toplama albümlerde yer aldı. Bu albümlerde başka hangi gruplar vardı? Onlar mı sizi buluyor yoksa yurt dışındaki toplama albümlerde ve Wire gibi dergilerde yer almak için siz mi girişimde bulunuyorsunuz?
Bizim girişimlerimiz yok. Amerika ve Avrupa’da Türkiye’de yapılan müzikle ilgilenen, bununla ilgili internet siteleri kuran, yeni grupları takip edip eleştiriler yazan, toplama albümler yapan adamlar var. Bizi de takibe aldılar. İtalya’da çıkan bir toplamada bizimle birlikte Avrupalı indie müzik yapan gruplar yer almıştı. Çok tanınmış bir grup yoktu. Çok ciddi bir ilgi var bize son zamanlarda, Avrupa’da birçok dergiyle, gazeteyle röportajımız oluyor.
Şarkıları nasıl yapıyorsunuz? Bireylerden mi yoksa gruptan mı çikıyor parçalar?
Birden fazla yöntem var ve her geçen gün yenileri ekleniyor. Bu albümde ortak yaptığımız çok parça var. Zaten besteyi, sözü biri getirmiş olsa bile düzenlemesini hep birlikte yapıyoruz ve parça apayrı bir hale bürünüyor. Herkesin her şarkıya ciddi bir katkısı oluyor. Bazı şarkıların zaten bestelerini kimin getirdiğini bile hatırlamıyoruz. Bu albümde bu şekilde çıkan, ortak yapılmış çok parça var. Bazıları ufacık bir malzemeden, bazıları doğaçlama ile çıktı. Bir de yaptığımız ufacık şeyleri kaydederek ilerledik bu albümde. Yaptıklarımızı çalarak değil de kaydedip üzerine bir şeyler inşa etme tekniğiyle ilerledik. Bu daha önce denemediğimiz bir yöntemdi.
Müziğinizi yurt dışındaki eleştirmenler beğeniyor. Yurt dışında bir süre kalıp, orada albüm çıkarmayı düşündünüz mü hiç? Doğu etkilerinin yoğun olduğu bir müziği yurt dışında kalıp yapmanın sakil duracağını düşünmüş olabilir misiniz?
Bunun için çok ciddi bir organizasyon gerekir, 6-7 kişi toplanıp Avrupa’ya kalmaya gitmemiz çok zor. Dünyada doğu müziğine ilgi hep vardı ve bu giderek artıyor. Hayatımızı Türkiye’de geçirmiş, karakterimizi burada kazanmış insanlar olarak Avrupa’da yaşamak bizi değiştirmeyecektir. Ama Avrupa’da çalmaktan çok keyif alıyoruz. Tek sorunumuz rahat gidip gelememek. En son Bonn Bienali’nde çalacaktık ve ciddi bir kitle bizi bekliyordu. Grup üyelerine farklı tarihlerde vize verdikleri için gidemedik. Bu tarz bürokratik problemler olmasa keşke. Batı’da müzik yapan insanlar çok fazla dinleyiciye hitap etmeyen bir müzik yapsalar bile Avrupa’yı rahatlıkla dolaşıp konser verebiliyor, projelerde yer alabiliyor. Bu insanlar İstanbul’a gelip mesela bizimle çalışmak istiyor ama bizim oraya gitmemiz çok zor oluyor. Bir sonraki albümü Berlin’de kaydetmek çok güzel olurdu örneğin.
Hiç tıkandığınız, sizi demoralize eden şeylerle karşılaşıp müzikten vazgeçme noktasına geldiğiniz durumlar oldu mu?
Moral bozucu zamanlar oluyor ama hepimiz devam etmeye kararlıyız. Türkiye’deki müzik piyasasının durumu moral bozabiliyor, albüm yapmak hep zordu, giderek zorlaşıyor ve bu yolun nereye varacağı belli değil. Kafa üstü düşmeye devam ediyor sektör. Gruplar genelde ilk albümden sonra istediğini bulamazsa dağılma noktasına gelebiliyor. Ama biz kendimizden çok eminiz ve albümlerimizi ne şekilde olursa olsun yayınlamaya devam etmek konusunda kararlıyız. Hatta bazen sektördeki kötü durum daha bile motive edici oluyor, daha bir sarılıyoruz müziğe.
Ekim 2007’de myspace’te bir mesaj yayınlamışsınız ve hayranlarınızdan eski bir şarkınıza isim bulmalarını istemişsiniz. Ne oldu sonuç? Sizi dinleyenlere iletişim halinde misiniz genelde?
İlk defa geldi bu soru. Maalesef sonuçlanmadı. Çok mail aldık, kötü isim de geldi iyi isim de ama biz bir türlü karar veremedik. Genelde dinleyici ile güzel bir ilişkimiz var, backstage’e çekilmeyiz direk. Internet’i de çok kullanırız, yayınlamadığımız kayıtları koyuyoruz, myspace mesajlarına kendimiz cevap veriyoruz. Başkası bakmıyor bizim adımıza maillere.
Peyote kökenli bir grup olarak Peyote’deki yeni grupları takip ediyor musunuz? Yapımcılığa da el atmışken yeni bir gruba albüm yapar mısınız?
Kimi gruplar için demo kayıtlar yaptık. Dandadadan’ı kaydettik. Metin, Ayyuka ve Kafabindünya’nın kayıtlarında yer aldı. Çok fazla grup var Peyote’de çalan, farklı işler yapmaya çalışan ve bu acayip mutlu ediyor bizi.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı yeni albümle ilgili.
Kayıtlar bu sefer bir ayı bulacak, genelde üç haftada biterdi. Bugün 24. gün ve işçi gibi çalışıyoruz. Ayrıca Time Out’a teşekkürler, genelde bizimle ilgili güzel yorumlar çıkıyor. Hatta bir Peyote konserimizle ilgili “Sonic Youth ile çalmalarına rağmen Peyote’ye sadık kalan Replikas’ın konseri izlenebilir” diye bir yazı çıkmıştı, sağolun.
Sizin Fikriniz