TimeOut İstanbul | Müzik | Konular | Derin Togar

Yeme&İçme Bar&Club Blog Alışveriş Çocuk Dans Film Gay&Lezbiyen Kitap Klasik Müzik
Müzeler Müzik Sanat Seyahat Spor&Sağlık Şehirde Ne Var Tiyatro İstanbul Otelleri Sex Talk

en populer 10 konu

Moon Duo röportajı

Mor ve Ötesi röportajı

Soaked röportajı

Kenan Doğulu röportajı

THE TURBANS

Konular rss

Derin Togar

Seda Pekçelen

Eylül 2008

Biraz Christina Aguilera, ucundan Rihanna, azıcık Mariah Carey... Derin, pop piyasasındaki 'kaliteli' iş boşluğunu dolduracak müzikal altyapıya sahip...

DEVAMI

Müzikal yelpazesinin genişliğinin kanıtı olarak Amerika’daki opera eğitimini mi, İstanbul Jazz Center’da vücut bulan caz aşkını mı göstersek? Aldığı hip-hop dansı ve bale derslerinin meyveleri, R’n’B’ye yakın müziğiyle birleşirse hayalini kurduğu büyük sahne şovlarına imza atması işten bile değil. En önemlisi “Müzik benim aşkım” derken gözlerinin parlaması, yapacaklarını heyecanla anlatması...

Müzik adına Amerika’da neler yaptın?
Altı yaşında şan dersine başladım, dokuz sene müzikal yaptım. Sonra dört yıl klasik müzik okuduktan sonra Indiana Üniversitesi’nde opera bölümüne girdim. Ardından Türkiye’ye geldim.

Orada albüm yapmayı düşünmedin mi hiç?
Çok düşündüm. Aslında bir yıl tatil için gelmiştim. Üniversite ağır geldi biraz Amerika’da, bitince ara vermek istedim. Askerlik gibiydi üniversite. Fenalık geldi biraz operadan. Bir yılın sonunda özlemeye başladım ama müzik yapmayı.

Operayı sevmedin mi?
Sevdim ama operayla gelen hayat tarzını sevmedim. Sabah dokuzda kalkıyordum, gece ona kadar oradaydım. Kola, kahve içmene izin yok, içki bir yudum bile içemezsin. İnanılmaz düzenli bir hayat. Düzen tabii ki iyi ama bir yere kadar. Bir de sahnede olmayı çok seviyorum. Operada daha çok hazırlık vardır. Mesela üniversitede son yıl yaptığımız konser için bütün sene hazırlandık. Ben her hafta sahneye çıkmayı tercih ederim. Türkiye’ye geldiğimde Amerika’da opera master’ı yapmaya hak kazanmıştım ama bir yıl burada oturup dinlenecektim. Buraya bayıldım ve geri dönemedim. Kalınca, Nardis’te caz söylemeye başladım.

Caz nasıl girdi hayatına?
Aslında hep vardı. Bütün şarkıları ezbere bilirdim. Ella Fitzgerald, Louis Armstrong, Frank Sinatra çok dinlerdim. Daha çok eskileri severim, acid jazz pek türüm değildir. Bu saydığım isimlerin şarkılarını da zaten lisede, üniversitede hep söylerdim. Kerem Görsev’le tanıştım, televizyona çıktık İlhan Erşahin’le beraber. Beni en çok mutlu eden Kahvaltıda Caz’da söylemek oldu. Freddy Cole (Nat King Cole’un kardeşi) gelmişti konsere, heyecandan sözleri karıştırdım!

Albüm noktasına nasıl geldin?
Kerem Görsev’den sonra İstanbul Gelişim Orkestrası’na girdim. Bir sene sonra ayrıldım, kendi işlerimi yapmak istiyordum. Orda burda “Albümüm çıkacak” demeye başladım ama ortada ne şarkı, ne prodüktör, ne müzik var. Bunu duyanlar çalışmam için isim tavsiye etmeye başladı. Sonra kendi şarkılarımı yapmaya başladım. Önce satın almak istedim fakat benim istediğim gibi R’n’B müzik yapan kimse yoktu. Ben biraz hip-hop biraz caz olsun istiyordum.

Cazın satmayacağını düşünüp mü vazgeçtin?
Hem o var hem de ben dans etmeyi çok seviyorum. Cazla bunu yapamazsın. Cazdan vazgeçmiş değilim. Amerika’da olsam caza yoğunlaşabilirdim. Ben sahnede Britney Spears, Christina Aguilera, Rihanna, Nelly Furtado gibi büyük şovlara bayılıyorum. İnşallah yapabileceğim. ‘İzmir’ diye inanılmaz güzel hip hop dans eden bir kız buldum. Onunla çalışıyorum. Usher gibi danslar düşünüyoruz. Ben de hip hop dersi aldım, üç senedir yapıyorum. Amerika’dakiler gibi büyük şovlar yapmak istiyorum. Türkiye’de bunu Hepsi grubu yapıyor birazcık. Ama benim yapmaya çalıştığım tam o değil.

Senin piyasadaki diğer isimlerden farkın ne? İstediğin tarzda Ceza var mesela.
Ceza biraz daha ağır rap yapıyor. Mariah Carey, Nelly Furtado ve Rihanna’yı karıştır, işte o benim müziğim.  Benim farkım müzik background’umun fazla olması olabilir. Opera geçmişim var onu da işin içine katmak istiyorum. Müsait olursa büyük şovlar yapmak istiyorum.

Büyük şovlar yapabileceğin mekânlar var mı sence Türkiye’de?
Var tabii ama oralara ben girebilecek miyim Allah bilir! Kuruçeşme Arena’ya bayılırım mesela. Harbiye Açıkhava’da, büyük festivallerde söylemek çok güzel olurdu.

Hedef kitle kim?
Genç insanlar dinler herhalde. Bir tane gırgır şarkım var, onu herkes sever sanırım. Nakaratı bana ait. Geri kalan sözlerini Serdar Ortaç yazdı.

İngilizce söylemek dezavantaj olabilir mi Türkiye için?
Sadece bir şarkım İngilizce. Onu da Türkçe’ye çevirecektim ama hiç yakışmayacağını düşündüğüm için vazgeçtim. Amerikan tarzda bir şarkı. Zaten bence bir Türk’ün yabancı tarzda müzik yapması hiç fena olmaz. Bedük’e bayılıyorum mesela. ‘Better Than My Baby’yi izlediğimde “Oh sonunda böyle biri çıktı” dedim, çok mutlu oldum. Erdem Kınay’la ikinci bir projem daha var, teknoya yakın. O tamamen İngilizce olacak. Ama ilk başta Türkiye’de çıkacak, tarihi tam belli değil. Biraz Bedük’ten feyz alarak yaptığımız bir iş olacak.

İlk albümü yapıyor olmanın zorlukları nelerdi?
Şarkı bulamamak çok zordu. Ben de kendim yazmaya karar verdim bulamayınca ama daha önce hiç denememiştim. Çok fazla sevdiğim şarkı varken kendim yazmayı hiç düşünmemiştim. Bir de benim önceden yaptığım tarzda şarkı yazmam hiç gerek yoktu. Caz ve operada her şey hazırdı. Söz yazamamak da çok stres yaptı. Tüm melodiler hazırdı ve beğendiğimiz söz olmuyordu. En büyük sorun benim yazdığım Türkçe sözleri kimse beğenmedi. İyi şarkı sözü yazan birini bulmak çok zordu. Ben eski Türkçe albümlerin kapaklarını karıştırdım, isim bulabilmek için. Prodüktör bulmak zordu. En başta şarkıları mı yapsak yoksa yapım şirketine mi gitsek ikilemi yaşadım. Sonra şarkıları yapmaya karar verdik çünkü müzik sektörü öyle kötü ki kimse albüm yapmaya cesaret edemiyor. Amerika’da çok farklı sektör. Orada bir yapımcı şirket sizi alır, sizin için para harcar, stüdyo bulur, şarkıları ve prodüktörü getirir. Bir de kiminle çalıştığıma çok dikkat ettim, dedikodu çıkmasın diye.

Sözlerin beğenilmeyince moralin bozuldu mu?
Hiç. Atıyordum sözleri kafadan resmen. Arkadaşlarım beğeniyordu bir tek ama onlar hep beğenir sonuçta.

Nasıl çıktı şarkılar peki? Yapınca ilk kime dinletirsin?
Sessiz bir ortamda çıktı daha çok. Azıcık bir ses bile beni rahatsız ediyor. Piyano çalıyorum ama enstrümanla değil söylerken çıktı genelde. İlk dinlettiğim kesinlikle prodüktörümdür. O beğenirse, evde çalışan Nuray Abla’ya ve en iyi arkadaşım İlknur’a dinletirim. Nuray Abla’nın dedikleri tutuyor valla, “Türk halkı bunu beğenir” falan diyor.

Beste ve sözler sana mı ait?
İngilizce sözler benim. Müzikleri Erdem Kınay’a birlikte yaptık. Türkçe sözlerde ise Serdar Ortaç, Esra Gülümser, Ümit Kızılarslan var. Türkçe’de zorlanıyorum. Konuşurken kolay, yazarken çok zor çünkü burada okumadım. Heyecanlanınca konuşmam da gidiyor.

Parçalarda müzik mi öne çıkıyor yoksa sözler mi?
İngilizce şarkılarımda söz öne çıkabiliyor. Ama gelecekte ne olur bilemem. Dinleyenler karar versin.

Albümlerin satmadığı, mp3 indirmenin had safhada olduğu bir dönemdeyiz. Bu ortamda albüm çıkarmak risk değil mi?
Büyük risk ama ben sahnede olmayı çok sevdiğim için inşallah konserlerle telafi edeceğim. Zaten aşkım sahnede olmak. Dans edeyim, şarkı söyleyeyim, ışıklar olsun...

Albüm yaparken kabusun hangisi olabilir? a)şarkıların çalınması veya silinmesi b)beste yaparken tıkanmak c)albümün tutmaması olasılığı
Şarkıların çalınmasından o kadar korkmam, yenisini yaratabiliriz sonuçta. Tıkanma olayını da çok yaşadım. O zaman Erdem çok yardımcı oldu. Ben melodiyi bitiremediysem, o tamamladı. Albüm tutmazsa hayatım bir şekilde devam eder. Hayatım her zaman müzik olacak ama bir de pastane açmayı düşünüyorum ben. Cupcake’ler yapacağım. Türkiye’ye geldiğim ilk altı ay ne yapsam diye düşünüyordum, yemek kitaplarını karıştırmaya başladım. İkinci aşkım yemek yapmak diyemem çünkü sadece tatlı yapabiliyorum. Kendi çikolatalarım var, ‘Sweeties’ adı altında satılıyordu. Canım sıkıldıkça pasta yapıyorum. Ama yemem, yeni bir şey yaptıysam denerim.

Yurt dışına açılma planın var mı?
Amerika’ya gideceğim. Şansımı deneyeceğim. Maxi single’ım, caz ve opera kayıtlarımla plak şirketlerini dolaşacağım. Amerika’da iş çok zor. Çok talep var, herkes çok genç. Orada tam ne tarz yaparım bilmiyorum. Çünkü benim istediğim tarz orada çok yapılıyor zaten.

Sence Türkiye’den dünya çapında bir isim niye çıkmıyor?
İngilizceleri ve promosyon yetersiz. Yurt dışındaki insanları İngilizce’yi iyi bildiğine inandıramazsan işin zor. Ayrıca oradaki tarza yakın işler yapmalı. Bazen çok Türk işi öğeler katıyorlar müziğe, bunlarla pop piyasasına girmek çok zor. Ancak World Music olarak çıkar. Tutması için yeni bir şey yapmalısın ama çok uçuk olmamalı. Tarz olmalı ama çok ekstrem bir tarz olursa da insanlar beğenmez.

Albüm yapma sürecinde umudunu kıran olaylar oldu mu?
Olmadı çünkü müzikten başka bir seçeneğim yoktu benim. Daha doğrusu müzik benim tek mutluluğum. Yani albümü yapmak üç sene veya beş sene sürse de fark etmezdi. Eninde sonunda yapacaktım. Sadece kiminle çalışacağım konusunda tedirgindim. Piyasada bazı insanlar kullanmak amacıyla yaklaşıyor sana.

Sana böyle yaklaşanlar oldu mu?
Öyle birileriyle tanıştıysam bile bir daha görüşmedim. Çok büyük konuşuyorlarsa zaten öyle olduklarını anlıyorsun... Erdem Kınay’a mesela melodimi verdikten sonra stüdyosuna gittiğimde şarkıyı sabaha kadar uyanık kalmış ve bitirmişti. O gece yaptığı şekilde kaldı şarkı, çok az oynama yaptık. İlk dinlediğimde şarkımı soktuğu hal inanılmazdı, çok hoşuma gitti.

İstanbul Jazz Center, Nardis gibi mekânlarda sahne aldın. İstanbul’da caz müziğine olan ilgi nasıl sence? Caz söyler misin bir daha, tatmin oluyor muydun?
Caz söylemek beni tatmin ediyordu çünkü grubumu çok seviyordum. Kürşat Deniz vardı, Kaan Yıldız gidip geliyordu. Erhan Seçkin vardı davulda. Caz kesin söylerim yine ama bence Türkiye’de çok caz dinleyicisi olamaz. Amerika’nın geçmişinde, kültüründe var bu müzik. Türklerin tariihnde farklı müzik var. Amerika’da öne çıkması normal bu açıdan. Bir de buralarda daha çok modern caz  çalınıyor, o da insanlara ters geliyor olabilir. Modern caz daha karışık çünkü. Klasiği bilmeden moderne geçmek çok zor. Ama Kerem Görsev, Sibel Köse gibi çok iyi cazcılar da var burada. Onların değeri bilinmiyor.

Aldığın en iyi eleştiri neydi bugüne kadar?
Genelde güzel şeyler söyleniyor. Ben o kadar iyi müzisyenlerle çalışıyorum ki, en çok bundan gurur duyuyorum.

Altyapılara vs. çok takılıp iş yapar gibi müzik dinlediğin olur mu?
Ben kayıt dinlerim, video izlerim ama konsere gitmeyi pek sevmiyorum. Kıskanıyorum çünkü, “Ben neden o sahnede değilim?” diyorum. Ben sahnede bunu daha farklı yapardım diye düşünüyorum. Gittiğim konser çok farklı bir tarzdaysa, örneğin rock’sa keyif alabiliyorum. Sarah Brightman konserine gittiğim zaman opera söylüyordum ve nerede nasıl nefes aldı, nerede hata yaptı gibi şeylere takılmaktan izleyememiştim. Müzik dinlemek de keyifli tabii ama bazen de iş gibi. Analiz ediyorum bazen oturup. Özellikle Türkçem iyi olmadığı için ona yoğunlaşabiliyorum.

Kimlerle konser vermek isterdin?
Sezen Aksu’ya bayılırım. Sertab Erener’le geçenlerde çok kısa bir opera parçası söyleme imkanım oldu. Çok iyi biri. Tarkan’ın çocukluğumdan beri hayranıyım. Mor ve Ötesi’ni ve Nil’i de seviyorum. Gece kulübünde falan çalınca Hande Yener de güzel geliyor. Amy Winehouse’u çok seviyorum. Popa biraz caz karışıtırdığını düşünüyorum. Ben de bir gün öyle şeyler yapmayı istiyorum.

Sizin Fikriniz

TOİST Yorum Girişi





  • Onay Kodu

hasan yılmaz

06 Kasım 2008

14:19

size gerçekten bayılıyorum ve muhteşemsin msn de seninlen konuşmak ve bir akşam yemeği yersem hayallerim gerçek olcak...

geri dön:
Müzik > Konular

Sizin Fikriniz

Bu sayfayı:

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu?

Başkalarıyla paylaş :