TimeOut İstanbul | Müzik | Konular | Prova ve kayıt stüdyoları

Yeme&İçme Bar&Club Blog Alışveriş Çocuk Dans Film Gay&Lezbiyen Kitap Klasik Müzik
Müzeler Müzik Sanat Seyahat Spor&Sağlık Şehirde Ne Var Tiyatro İstanbul Otelleri Sex Talk

en populer 10 konu

Moon Duo röportajı

Mor ve Ötesi röportajı

Soaked röportajı

Kenan Doğulu röportajı

THE TURBANS

Konular rss

Prova ve kayıt stüdyoları

Merve Arkunlar

Ocak 2009

İstanbul'un prova ve kayıt stüdyolarını yakın markaja aldık, şehirde müziğin üretildiği yerlere taşındık. Terler dökülen, sürmenajlara tanıklık eden stüdyoların havasını soluduk...

DEVAMI

İstanbul müziğe doyamıyor. Festival ve konser organizasyonlarına her yıl yenilerini ekliyor. Eline enstrümanını kapan sokaklarda tıngırdatıyor. Onların sesleri, müzik yayınını sokağa taşıran mekânların sesleriyle buluşuyor. Farklı kültürleri buluşturan şehir, müzikte de farklı seslere ev sahipliği yapıyor ama İstanbul’da Abbey Road, Sun Studio gibi günümüzde de faaliyet gösteren yarım asırlık stüdyolardan bahsetmek pek de mümkün değil. Şimdilerde ise alternatif çok. 100’un üzerinde stüdyoya ev sahipliği yapan şehirde, her sektörde olduğu gibi bu alanda da bazıları işe tamamen ticari bakıyor. Kimi stüdyolar ise kapanıyor yerlerine börekçiler açılıyor. Stüdyo odaları olarak kullanılan odalar, fırın olarak kullanılıyor. Türkiye’de müziğe verilen değer, korsan satışlarla zaten ortada. Bir suçlu aramak, dersler vermek ile geçireceğimiz vakti bu işi ciddiye alan, müziğe sahip çıkan, amatör ruha hizmet eden işin ehli müzisyen ve müzikseverlerin elindeki yerleri bulmaya harcadık. İyi de ettik doğrusu, çünkü bu vesileyle amatörleri, proje geliştirenleri buluşturmak istediğimiz kesim de ta kendileri.

ESKİ ZAMANLAR
‘Şimdiki nesil şanslı’ diyenler bu konuda da haklı. Stüdyolar profesyonel müzisyenler, prodüksiyon ve projeler kadar amatörlere de ev sahipliği yapıyor. Eskiden böyle değildi tabii.

Müziği amatörlük seviyesinde, hobi niyetine sürdürmek isteyenlerin tercihi olamazdı ses ve kayıt stüdyoları çünkü ülkede bu tarz bir uğraşı hobi niyetine sürdürebilecek imkânlar yoktu. Enstrümanların ve teknik ekipmanın ülkeye girişi oldukça sınırlı ve pahalıydı, stüdyo çalışmalarının çoğu da yabancı ortaklıklar sayesinde yapılabiliyordu. Bu bağlamda, günümüzdeki sayıca çokluk, kolay ulaşılabilirlik İstanbul’da o kadar da eskilere dayanan bir stüdyo gerçeği değildi diyebiliriz. Enstrüman çalan, şarkı besteleyen, albüm çıkarmak isteyen, işinde uzmanlaşmış müzisyenler enstrümanlarıyla stüdyoların kapısını çalar, maliyetini kurtaracak harcamalar yapılırdı. Neşet Ertaş’ın Kırşehir’den güçlükle bulduğu bir miktar para ile İstanbul’a gelişi ve Sençalar Plak’a girişi ile kitlelere ulaşması da bu tarz bir hikâyedir. Benzer şekilde bahsedebileceğimiz Coşkun Plak, Mihran Gürciyan önderliğindeki Grafson Müzik, gramafon dinleyen köpekli logosu ile hafızalara kazınan Sahibinin Sesi gibi plak şirketleriydi stüdyo sahipleri. Türkiye’nin ilk plak şirketlerinden Odeon, Türkiye’ye 1924 yılında Jak Grünberg tarafından Almanya’dan temsilciliği alınarak getirilmişti. Sirkeci Sultanhamam Hamdi Bey Geçidi’nde bulunan Topalyan Han’da bir apartman katında çalışmalarına başlamış, ilk kayıtları borulara yapmıştı. Bu kayıtlar, İstanbul’a yılda bir iki kez gelip iki aya yakın burada kalan Alman teknisyenler tarafından mum kalıplara geçirilip, bu şekilde Almanya’daki merkeze yollanıyordu. 1960’lı yıllara kadar 78 devirli plak kayıtları yerini 45’liklere bırakmıştı. 70’li yıllarda 33’lük long play’ler çıkmış ve sonlarında artık plak yavaş yavaş yerini kasete bırakmıştı.

Stüdyoların plak şirketlerinin dışında hayat bulamadığı İstanbul'da, tecrübesi, hayat felsefesi ve müzik tutkusuyla bu engelleri kaldırmaya gönüllü cesur bir tonmayster ve elektrikçi vardı. Kendi imkânları doğrultusunda 'Stüdyo Elektronik' adında bir ses kayıt stüdyosu kurmuştu.

TRT İstanbul Radyosu'nun 'Şef Teknisyen' kadrosundan emekli, elektronikçi ve tonmayster stüdyo kurucusu Kâmi Acim ve şimdilerde İnönü Üniversitesi Devlet Konservatuarları'nda öğretim üyesi ve besteci oğlu Doç.Dr.Server Acim'den İstanbul'daki stüdyoların ilk günlerini, o günlerdeki kayıtların nasıl alındığını direk birinci ağızdan dinledik:

İstanbul'un ilk özel ses ve kayıt stüdyosu bilinmeyen bir tarihte Yeşilköy'de tren istasyonuna yakın bir yerde İngilizler tarafından kuruldu. Bu İngiliz firmanın adı da kuruluş tarihi gibi bir muamma ama bu stüdyoya dair Kâmi Acim'in hatırladığı ve bildiği birkaç detay var. Bu stüdyoda kayıtlar doğrudan plak hammadesi olan bir yapıya kaydediliyordu. Firmanın kontrol odasında banliyo tren tarifesi asılı olurdu. Sarsıntının kayda girmesine ve kayıt yapılan cihazların hassasiyetinin bozulmasına karşı kayıtlar trenlerin geçmediği saatlere denk getirilirdi.

Bilinen tarihiyle ilk özel ses kayıt stüdyosu unvanı bu nedenle Stüdyo Elektronik'e ait. Kâmi Acim'in 1965 yılında Beyoğlu'nda Yeni Melek sinemasının hemen yanındaki pasajda açtığı stüdyo 1977 yılına kadar faaliyet gösterdi. Tonmayster ve elektrikçi Kâmi Acim bu stüdyo sayesinde kardeşi Sıtkı Acim'i tonmayster olarak yetiştirdi. 2000 yılında aramızdan ayrılan Sıtkı Acim, Stüdyo Elektronik yıllarından sonra, İstanbul'daki stüdyolar arasında önemli yeri olan, Türk Hafif Müziği'nin ünlü isimlerinin kayıtlarının alındığı Arı Yapım ve bunun gibi başka ses kayıt stüdyolarında çalıştı.

Şişli Ortaokulu’nda öğrencilik yıllarında, derslerden sonra stüdyoya uğrayan Server Acim ise duvar piyanosunun onun için önemini anlatıyor. Aydın Esen'in ilk piyano derslerini besteci aranjör Şerif Yüzbaşıoğlu'ndan aldığı piyanoda, Şerif Yüzbaşıoğlu, Garo Mafyan, Timur Selçuk, Onno Tunç, Metin Özülkü, Turhan Yükseler ve Barış Manço gibi pek çok değerli müzisyen kayıtlarda çalışmış. Stüdyonun kapanmasıyla Acim ailesinin evine konuk olan bu duvar piyanosu, Server Acim'in Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı'ndaki konservatuar eğitimi boyunca birlikte ve sahip olduğu anılarını her an yaşadığı bir enstrüman olmuş. Şimdilerde ise bu piyano Server Acim ile birlikte, İnönü Üniversitesi'nde görev yapmakta olduğu Devlet Konservatuarı binasına terfi etmiş, ofisinde yanı başında duruyor.

Stüdyo Elektronik'te kayıtların nasıl alındığı, hangi cihazların kullanıldığı soruları da günümüz koşullarındaki stüdyo ve kayıt aşamalarına alışık olanlara oldukça tuhaf gelecek tarzda.Bugünün teknolojisi, kayıtları birbir kanallayıp bir ses kartı vasıtasıyla sabit diske yazabilme imkânını sunarken, Server Acim o dönem nasıl kayıt aldıklarını ve şimdiye nazaran ne denli zor bir iş yaptıklarını şöyle anlatıyor :

“Kayıtlar kendi içinde departmanlara ayrılırdı. Birinci departman olan altyapıda bas gitar, davul, piyano, elektrik veya akustik gitar kayıtlar; ikinci departman olan üstyapıda ise yaylılar, tahta veya bakır nefesliler kaydedilir, üçüncü aşamada geri vokaller ve son olarak, dördüncü aşamada da solist kaydedilirdi. İki adet stereo makara teyp vardı. Önce, altyapı bir makara teybe kaydedilir, sonra birinci makara teypten altyapı çalınır, o sırada miks yapılarak üst yapı ile birlikte ikinci  makara teybe kayıt yapılırdı. Ve bu işlem bu şekilde devam ederdi. Yani eskiden işler şimdiki gibi kolay değildi. Günümüzdeki koşullara kıyasla o zamanlarda gerçek müzisyenler, gerçek şarkıcılar olmak şarttı. Kayıt sırasında, parçanın orta yerinde müzisyenin yapacağı ufak bir hata, tüm parçanın kaydının baştan alınması demekti.”

1965-1977 yıllardı arasında Türk Hafif Müziği'nin 45'lik plaklarda yayınlanan pek çok ürünün bu stüdyoda kaydedilmiş olduğunu da belirtmekte fayda görüyoruz.

İstanbul'da özel ses kayıt stüdyosu olarak bir ikinciyi sorduğumuzda ise aldığımız cevap Ermeni asıllı bir Türk'ün işlettiği Grafson firması oluyor. Günümüzde Emre Grafson’un yöneticiliğinde Emre Plak adını alarak hâlâ faaliyette olan şirketin ilk zamanlarında yükselişi ve parlayışı Zeki Müren kayıtları ile olmuş.

Sizin Fikriniz

TOİST Yorum Girişi





  • Onay Kodu

geri dön:
Müzik > Konular

Sizin Fikriniz

Bu sayfayı:

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu?

Başkalarıyla paylaş :