TimeOut İstanbul | Tiyatro | Konular | METİN ZAKOĞLU / Oyuncu

Yeme&İçme Bar&Club Blog Alışveriş Çocuk Dans Film Gay&Lezbiyen Kitap Klasik Müzik
Müzeler Müzik Sanat Seyahat Spor&Sağlık Şehirde Ne Var Tiyatro İstanbul Otelleri Sex Talk

en populer 10 konu

Serkan Altunorak Röportajı

PANTOMİM / Janset Karavin & Dede Fatih Kolçak

Şebnem Bozoklu röportajı

Evliliğe Gelincee!

Aşkın ve unutulmanın çığlığı

Konular rss

METİN ZAKOĞLU / Oyuncu

Seda Pekçelen

Mart 2010

Metin Zakoğlu, çıkıntıların kaderi olduğu üzere hem sevilen hem de eleştirilen bir isim. Tiyatro alanında yaptıklarıyla gerçek bir çıkıntı olduğu su götürmez bir gerçek.

DEVAMI

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?
Ben hep oyuncu olmayı hayal ettim. Kendimi bildim bileli… “Oyuncu olmalıyım” dediğim anlarım hiç olmadı. Sadece “Mutlaka oyuncu olacağım” dediğim anlarım oldu. Ve hayal ettiğim anlarıma yaklaşmak için hep mücadele ettim. Hiçbir zaman da “Oyuncu oldum” demedim, iyi bir oyuncu olmak için hâlâ mücadele ediyorum.

İnteraktif tiyatro yaptığınızı söylüyorsunuz. Nedir interaktif tiyatro? Hiç sizi izlemeye gelmemiş birine nasıl anlatırsınız?
Benim tiyatroya getirdiğim tanım bu soruyu cevaplayabilir sanırım.  Tiyatro,  deniz ile kumsalın birbiri ile kurduğu ilişki gibidir derim ben sürekli. Yani deniz nasıl kumsala her vurduğunda içinden birçok şeyi oraya bırakıp, kumsaldan da birçok şeyi içine alırsa benim için seyircimle kurduğum bağ da işte aynen böyle bir şey. Kimi zaman onların arasında oynuyorum, kimi zaman da onlardan birini yada birkaçını yanıma alıyorum. İlla soru sormak cevap almak değil bu interaktifizm, tinsel bir bağ kurmak onların içlerine hitap etmek de interaktif tiyatronun cevabıdır.

Çocuk stand-up’ı konseptini Türkiye’de ilk yapan sizsiniz bildiğimiz kadarıyla. Nerden aklınıza geldi bu? Dünyada bunun örneği var mıydı?
Dünyada bunun örneği var mı yok mu bilemem, çok iddialı bir cevap olur yok demek. Dünya çok büyük bir gezegen. Ama Türkiye’de şu an için benden başka kimsenin yapmadığını görüyorum. Cem Yılmaz’ın büyükler için yaptığı gösterileri çocukların gözüyle yapmaya karar verdim sadece. Onlara kendi hikâyelerini anlatıyor ve hatta onlarında kendi hikâyelerini bizlerle paylaşmasını istiyorum. Sadece 30 çocuğun alınıyor olması da bu gösteriyi çok daha başarılı kılıyor.

‘Herkes Mi Aldatır’ adlı tiyatro oyununuzu sinemaya uyarladığınızı ve Kasım 2009’da bu filmin gösterime gireceğini duymuştuk. Akıbeti ne oldu bu filmin, ne zaman gösterime giriyor?
‘Herkes Mi Aldatır’ adlı oyunum, evet, film oldu. Nisan ayının ikisinde vizyona girecek. Fragmanları  dönmeye başladı. Başrolünü oynadığım, hikâyesini yazdığım bu film ile sanırım izleyenler yıllar sonra bir oyuncu komedisi izleyecekler. Tıpkı Şener Şen filmleri gibi.

Twitter’a ‘az kişiyle paylaştığım gösterilerimi daha çok seviyorum’ yazmışsınız. Nedir az kişiye oynamanın hazzı?
Az seyirci ile kurulan göz kontağı her zaman çok daha samimi, çok daha etkileyici oluyor da ondan. Zaten gerçek bir evin salonunda oynuyorum ve beni evimde izlemeye gelenler bir tiyatro oyununa değil de yakın  arkadaşlarının evine misafirliğe gelmiş gibi davranıyorlar. Bir de karşılarında, kendileri gibi, egoları olmayan, seyircisine yukarıdan bakmayan, ayaklarına inen bir oyuncu bulunca sempatileri , sevgileri daha fazla oluyor.

İzleyicilerinize saygısızlık ederek insanları güldürdüğünüz konusunda eleştiriler var. Espri tarzınızı nasıl tanımlarsınız?
Hiç böyle bir şey yok. Ekşisözlük’te bir seyircinin yazdıkları üzerine bu soruyu soruyorsunuz sanırım. O kişi oyunumuza 45 dakika geç kalıp, üstelik tiyatromuzun kapısını tekmeleyerek içeri girmeye çalışan bir seyirci idi. Kapının açılması ile benden ‘öküz’ benzetmesini aldı haklı olarak ama sanırım benim çok sevdiğim bu güzel canlıyı kendisi sevmemiş ki her tarafta beni kötüleyen yazılar yazmaya başladı. Ben seyircisine layık olduğu şekilde davranan biriyim. Bazı oyuncular gibi seyirci yalakası değilim. Oyunlarıma ne olursa olsun gelsinler diye seyircinin saygısızlığını, densizliğini sineye çekecek de değilim. Zaten 30 kişilik bir odada oynuyorum. 30 seçkin insanı bulmanın zor olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda bakarsak kendime ve seyircime layık görmediğim izleyicileri de tiyatromda istemiyorum. Eğer birisine ‘öküz’ demişsem mutlaka onun bir daha tiyatroma gelmesini istemediğim içindir. Çünkü o seyirci belki benden aldığı bu tepkiyle beş on kişiyi tiyatroma gelmekten uzaklaştırabilir ama eğer tiyatroma gelmeye devam ederse  beni izleyen insanların tiyatromun kalitesinin onun gibi insanlar tarafından izlenen bir kitle olduğunu sanmalarından ötürü çok daha etkileyici bir seyirci azalması yaşatabilir. Benim espri tarzım tamamen doğaçlamaya dayanır. Seyircimle kurduğum ilişkinin doğrultusunda uzamlar belirleyen, insanları şaşırtan ve farklılaştıran bir anlayışa sahiptir. Ayrıca komedi insanları üzmeden de kolay kolay yapılabilecek bir sanat dalı değildir. İçinde eleştiriyi , ironiyi barındırır. İnsanların hatalarını olduğu gibi verdiğinde o drama olur, onun hatalı taraflarını biraz büyütüp altını çizince komedi olur. Bu nedenle eleştirilen kişiler hiçbir zaman kendilerini eleştirenleri sevmez. Seyircilerimle kurduğum bağda da kimi zaman seyircilerimin arasında eksik taraflar bulup onlarla eğlendiğim oluyor.  Tüm dünyada yapılan bir sanat dalı bu. Ülkemizde de Huysuz Virjin bunun en iyi örneği. Mesela, oyun yazarı Gogol’u Google ile karıştıran bir seyirci ile şakalaşmam da gösterilerimin bir başka tarafını yansıtıyor.

Siz kimlere gülüyorsunuz?
Ben herkese gülüyorum çünkü gülmeyi çok seviyorum. Ama bazen gerçekten çok gülüyorum bazen de düştükleri komik durumlara gülüyorum. Yani biri sesi yokken şarkı söylüyor hatta CD çıkartıp kanal kanal geziyorsa ona çok gülüyorum. Ya da oyuncu değil ama oynamaya çalışıyorsa ona da çok gülüyorum. Bazen de bir oyuncu o kadar iyi oynuyor o kadar güzel espriler yapıyor ki ona acayip gülüyorum. Hatta gülmekten ağladığım bile vardır benim. İlla isim vermem gerekirse, Gülse Birsel’e acayip gülüyorum, Binnur Kaya’ya çok gülüyorum, Engin Günaydın’a gülüyorum, Murat Akkoyunlu’ya gülüyorum. Veysel Diker’e çok gülüyorum.

Türkiye’nin en çıkıntı ismi kim sizce?
Ali Poyrazoğlu. Birçok kavramın ilk uygulayıcısı ve hâlâ tiyatrosu kapalı gişe oynuyor.

Bir oyununuza oyuncu seçmek için duyuruyu twitter üzerinden yapmışsınız. Bulabildiniz mi uygun birini?
Evet. Twitter herkese en çabuk ulaşabileceğim en sanal yol.

Sıkça tweet’liyorsunuz takip ettiğimiz kadarıyla, Twitter bağımlısı mısınız? Online sosyal platformlar hakkında ne düşünüyorsunuz? İnsanları daha sosyal mi yoksa asosyal mi kılıyorlar sice?
Bağımlı değilim, ama günlük yazar gibi her anımı yazmak, sonra da geriye bakıp kendimi, yaptıklarımı okumak hoşuma gidiyor. Bir oyun yazarı olarak yazmayı seviyorum sadece. Ve bu sanal mekân bu bakımdan harika.

Sizin Fikriniz

TOİST Yorum Girişi





  • Onay Kodu

geri dön:
Tiyatro > Konular

Sizin Fikriniz

Bu sayfayı:

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu?

Başkalarıyla paylaş :