Sanat

İstanbul'un Yaşam Rehberi

Haluk Akakçe röportajı


Aralık, 2009


İki senedir New York'ta yaşayan sanatçı Haluk Akakçe ile İstanbul sanat ortamı üzerine son gözlemleri, kendini sanatsal olarak nereye oturttuğu, sanatının çıkış noktası gibi başlıklar altında söyleştik

Mimari eğitiminizin ardından sanata yöneldiniz ve disiplinlerarası çalışmalar yapıyorsunuz. Multi disipliner olmak yaptığınız işlere nasıl etki ediyor?
Mimari eğitimi, estetik ve formal olarak ilgimi çektiyse de benim için uygun değildi. Belirli bir noktadan sonra ifade yetersizliği oluştuğunu fark ettim. Bunun sebebi, mimaride müşteri, bütçe ve şehirsel doku gibi insanı sınırlandıran birçok faktörün bulunması.

Mimariyle sanatı birbirine yakın buluyor musunuz?
Sanat biraz daha kişisel bir dışavurum. Yapısında topluma karşı olmak var. Sanatçı, toplumdan kendini soyutlayarak topluma bakabilir. Diğer yandan mimariyle sanatın yakınlaştıklarını da düşünüyorum. Anish Kapoor’un çalışmalarından birini yüz kat büyütseniz Future Systems’ın New Castle’da yeni yaptığı binanın aynısı gibi gözükebilir.

Ürettiklerinizde nelerden etkileniyorsunuz? Kişisel mi yoksa toplumsal olaylar mı etki ediyor çalışmalarınıza?
Tabii ki toplumsal olaylardan etkileniyorum. Sonuçta üretilen her şey, toplumun bir parçası. Ancak içinde bireysellik olmayan bir çalışmayı sanattan sayamayız bence. Sanat eseri, dünyaya farklı bir bakış açısı sunarken içinde kişisel ifade biçimleri de barındırmalı.

Sanatın topluma mesaj vermek veya toplumu eğitmek gibi dertleri olmalı mı sizce?
Kesinlikle öyle dertleri olmamalı. Hissedilerek yapılan işler, karşıdakine bir his aktarabilir zaten. Sanatın görevi, gazetelerde ve televizyonlarda gördüğümüz problemlerin altını çizmek değil. Bu yüzden, referans sanatını ilginç bulmuyorum.

Referans sanatıyla neyi kast ediyorsunuz?
Mesela, Afganistan’da basılmış bir gazete küpürünü alıp büyütmek yanına yazı koyup altına Arapça bir mesaj yerleştirmek benim ilgimi çeken bir sanat eseri olamaz. Bu, parazit sanattır. Tamamen dünyadaki çarpıklıkların üzerine gidip bir parazit gibi onların üzerine yapışıyorlar, elitist ve snob bir şekilde toplumun yüzüne geri atıyorlar.

Son yıllarda Orta Doğu, güncel sanat piyasasının yükselen değeri haline geldi. Contemporary İstanbul’da da ‘Art from Syria’ adlı bir bölüm var. Siz nasıl buluyorsunuz Orta Doğu sanatını?
Sanatta bir süre Doğu Avrupa furyası vardı. Fakat buradan çıkan eserler, kendilerine pazar bulamadığı ve sadece bienallerde desteklendiği için miyadını doldurdu. Ardından Çin sanatı patladı. Şimdi sıra Orta Doğu’ya geldi. Potansiyeli çok güçlü bir pazar olduğu için dünyanın sayılı müzayede evleri buralarda şubelerini açmaya başladı.

Neden ilgileniyorlar Orta Doğu’yla?
Sanatı büyük bir endüstri gibi görmelisiniz. Ne bir küratör bunu tek başına yönetiyor, ne de bir sanatçı çalışmasıyla ansızın dünyayı değiştiriyor. Orta Doğu’dan sanatçılar çıkarken Batı, Orta Doğu’ya enjekte edilmeye başladı. Orta Doğulu iki sanatçı Batı’da sergilenirken, Avrupalı on sanatçı Orta Doğu’daki galerilerde yer alıyor.

İlk kişisel serginizi Chicago’da açtınız. Neden Amerika’da kalmak yerine Londra’ya gitmeyi tercih ettiniz?
11 Eylül’den sonra Amerika’da kalmak istemedim çünkü bana çok tutucu gelmeye başladı. Tam o sırada Londra’nın en prestijli kurumlarından biri olan Delfina Studio Trust’dan davet aldım. Bir süre Londra’da yaşadıktan sonra New York’a geri döndüm ve iki yıldır da orada yaşıyorum.

Londra’yla New York’un sanat arenasını kıyasladığınızda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz
Londra’da ‘Young British Artists’ dönemi artık sona erdi. Galericiler ve sanatçılar, birlikte büyüyüp gelebilecekleri en iyi noktaya geldiler. Şimdi Londra sanatı, Avrupalı sanatçılara odaklanmış durumda. Zaten son iki-üç senedir her zamanki isyankar özelliğini de kaybetmeye başladı. New York ise çok ilginçleşti. Şu anda, Amerika’yı Fransa’nın 1900’lerdeki haline benzetiyorum. Bütün disiplinlerde üretim yapanların iç içe geçtiği bir dönem yaşanıyor. Estetikle pop kültürünün çekinmeden bir araya getirildiği bu dönemde, yeni jenerasyon Amerikalı sanatçılar ortaya çıkmaya başladı.

Siz popüler kültürden besleniyor musunuz?
Popüler kültürden beslenirken onu besliyorum da. Ben popüler kültürün ta kendisiyim.

Bu çok Andy Warhol’vari bir açıklama oldu.
Ben Andy Warhol olamam.

Yaptığınız çalışmalara bakıldığında güncel sanatçı kategorisinde değerlendiriliyorsunuz. Güncel sanatçı olarak görüyor musunuz kendinizi?
Bunu hiç düşünmedim. Yaşadığım zamanın sanatını yaptığıma inanıyorum. Güncel, modern veya postmodern olmak benim sorunlarım değil. Ben bugünün bize sunduğu teknolojik olasılıkları da kullanarak çalışıyorum. Yaptığım işler tam bugünü temsil ediyor.

İki senedir New York’taydınız. Bu kadar zaman sonra İstanbul’u nasıl buldunuz?
Hayalkırıklığına uğradım. İstanbul’u hiç ilerlemiş bulmadım. Tabii bazı gelişmeler var. Sanat açısından bakarsak daha çok galeri açılmış, sanat adına bir piyasa oluşmaya başlamış. Bunlar iyi gelişmeler. Fakat insanlar hâlâ çok tutucu ve eleştirel. Aynı zamanda birbirlerini kalıplara oturtma çabaları var. Genç sanatçıların çok çalışmadıklarını görüyorum. Politik sanat onları tembelliğe itmiş.





TOİST Yorum Girişi



  •  


  •    

  •   Captcha


  •  
Yeme
&İçme
| Bar&Club | Müzik | Sanat | Şehirde Ne Var? | Film | Tiyatro | Alışveriş | Kitap | Gay
&Lezbiyen
| Müzeler | Seyahat | İstanbul Otelleri
TimeOut İstanbul © 2012 Tüm hakları saklıdır.